İşte burada gerçek bir devrimci var. Yalnız Ardıç..
Yüzyıldır burada tek başına zamana ve olaylara şahitlik eder.
Asla suçlamaz, yargılamaz, savunmaz.
Ama gölgesini de kimseden ve hiçbir şeyden esirgemez.
Bütün devinimi kendi içindedir. Burada böyle tek başına ve dimdik durur.
Eşhedü der. Ben şahidim.
Yargıç değilim, savcı değilim, avukat değilim.
İşte bu gerçek bir duruştur: Devrimci duruşu, Müslüman duruşu, İnsan duruşu...
Herkes duysun:
Yargıç değilim yargılamam,
Avukat değilim savunmam,
Savcı değilim suçlamam,
Herkes ve her şey duysun:
Kendime şahidim, zamana şahidim, sonsuzluğa şahidim.
Ve herkes ve her şey de şahit olsun ki, bu devrimci duruşumla bütün evreni selamlıyorum.
Ve tıpkı bu yalnız ardıç gibi tek başıma dimdik herkesi ve her şeyi kucaklıyorum.
#YediGüzelAdam
Outliers’ta sizi başarıya ilişkin bu tür kişisel açıklamaların işe yaramadığına ikna etmek istiyorum. İnsanlar yoktan var olmaz. Soy sopa ve himayeye bir şeyler borçluyuzdur. Kralların karşısına dikilen insanlar bunu tek başlarına yapmış gibi görünebilir. Ancak gerçekte her zaman gizli avantajlardan, olağanüstü fırsatlardan ve öğrenmelerine, çok çalışmalarına ve dünyaya diğerlerinin veremediği biçimlerde anlam vermelerine olanak tanıyan kültürel miraslardan yararlanırlar. Nerede ve ne zaman büyüdüğümüz fark yaratır. Ait olduğumuz kültür ve atalarımızdan kalan miras başarı modellerimizi hayal bile edemeyeceğimiz yollarla biçimlendirir. Bir başka deyişle, başarılı insanların neye benzediğini sormak yeterli değildir. Sadece onların nereden geldiklerini sorarak, kimin başarılı olup kimin olmadığına ilişkin mantığı ortaya çıkarabiliriz.
Her yıl milyarderler/girişimciler/rock yıldızları/ünlüler tarafından yayımlanan otobiyografilerde,
olayların akışı hep aynıdır: Kahramanımız alçakgönüllü koşullarda doğar ve kendi kararlılık ve yeteneğinin gücüyle mücadele ederek başarıya giden yolda ilerler. Tevrat’ta Yusuf erkek kardeşleri tarafından kapı dışarı edilir, köle olarak satılır ve kendi zeka ve içgörüsünün gücüyle firavunun sağ kolu haline gelir. Horatio Alger’in ünlü on dokuzuncu yüzyıl romanlarında yoksulluk içinde doğmuş erkek çocuklar yüreklilik ve girişkenliğin bir araya gelmesiyle zenginliğe ulaşır. Jeb Bush bir keresinde bir ABD başkanının oğlu, bir diğer ABD başkanının kardeşi ve zengin bir Wall Street bankeri ve ABD senatörünün torunu olmanın kariyeri açısından ne anlama geldiğinden söz ederken “Bence bütün bunlar bir dezavantaj” demişti. Florida valiliği için kampanya yürütürken kendisinden sürekli “kendi kendini yetiştirmiş bir adam” olarak söz etti. Bizler başarıyı bireyin çabalarıyla o kadar yakından ilişkilendiririz ki bu tanımlama karşısında çok az kişi şaşırmamış göründü.
Aramızda dikkate değer –beceri sahibi, yetenek sahibi ve azimli– olanların yaşamlarını incelerken, başarının anlamı hakkında büyük bir yanılgıya düştüğümüzü ileri süreceğim.