Her alanda olduğu gibi dini inancı siyaseten de sömürü aracı olarak kullananların "İsmet İnönü camilerin kapısına kilit vurdu" yalanına gelince:
1942 yılında İkinci Dünya Savaşı'nın en hareketli günlerinde Alman orduları Trakya'da ülke sınırlarına dayanınca,
İstanbul kentinin saray ve müzelerinde bulunan eski eserlerin zarar görmemesi için Alman uçaklarının menzil alanı dışında kalan ve yurdun iç bölgelerinde bulunan camilere taşınması planlanır. Çünkü düşmanın kutsal mekan olan camileri bombalamayacağı, ayrıca mimari yönden de camilerin daha korunaklı
ve sağlam, iç mekanlarının daha geniş yapılar olmaları nedeniyle düşünülmüş olmalıydı.
Bunun üzerine çalışmalara hemen başlanır. İstanbul Arkeoloji Müzesi ile Deniz Müzesi'nde bulunan eserler Konya'ya, Aya İrini Müzesi'ndeki Askeri Müze koleksiyonu ile Topkapı Sarayı Müzesi'ndeki saray eşyaları, padişah tahtları,le
mücevherler, Kutsal Emanetler, Hz. Muhammet'in Sancağı, kılıcı, Hırkai Saadeti, Hz. Osman'ın kanlı Kur'an-ı Kerim'i ve diğer eserler 48 vagona konularak Niğde'ye gönderilir. Bu değerli eşyaları korumak için Topkapı Sarayı Müzesi İkinci müdürü Lütfü Turanbek başkanlığında 30 görevli, aileleri ve çocukları ile birlikte Niğde'ye giderler. Bu değerli eşyalar Niğde'de üç camiye yerleştirilir ve camilerin kapıları da kilitlenir. Camilerin etrafına nöbetçi askerler yerleştirilerek gerekli güvenlik önlemleri alınır.
28 Ocak 1943 günü Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, İngiliz Başbakanı Wilson Churchill ile görüşmek için trenle Adana'ya giderken Niğde'de tren uzun süre durur ve İnönü tarihi eserleri görmek üzere üç camiyi de teftiş eder. Saruhan Camii'nde Müdür Lütfü Turanbek'e sorar: "Asker nöbetini aksatmıyor, camilere kimseyi almıyor değil mi? Gözüm arkada kalmasın" der.
İkinci Dünya Savaşı 1945'te sona erdikten sonra