Kendine yabancılaşma, nevrotik süreçlerin, temel yapılan göze çarpmadan gelişmesine karşın düzenli olarak gerçekleştirdikleri değişmelerden birisidir. Birey gerçekte ne hissettiğinden, neden hoşlandığından, neyi reddettiğinden, neye inandığından —kısaca gerçekten ne olduğundan— habersiz bir duruma gelir
Yaratmanın önkoşulunun nevrotik yalıtım olduğunu söylemek istemiyorum, ama nevrotik stres altında yalıtım, var olan yaratıcı yetinin dile gelmesi için en güzel fırsatı sağlayacaktır.
Gençken, insanlardan verebileceklerinden fazlasını isterdim: Sürekli bir dostluk, kesintisiz bir coşku.
Şimdi, verebileceklerinden daha azını istemesini biliyorum: Yorumsuz bir arkadaşlık.
Can sıkıcı olabilse de bir çatışmayı bilerek yaşamak, değer biçilmez bir yarar sağlayabilir. Kendi çatışmalarımızla ne denli çok yüz yüze gelir ve kendi çözümlerimizi ararsak, o kadar çok içsel özgürlük ve yapısal güç kazanacağız demektir.
Uzun zaman önce göz attığım kitapların tekrar okunduğunda başka şeyler de söylediğini görmenin verdiği haz mı yoksa ilk göz gezdirildiğinde neden bu detayların atlandığının verdiği dikkatsizlik endişesi mi?