Mayıs 1935 - Şubat 1942

Defterler 1

Albert Camus
Tahmini Okuma Süresi:
5 sa. 40 dk.
Sayfa Sayısı:
200
Basım Tarihi:
Eylül 2002
Yayınevi:
İthaki Yayınları
Orijinal Adı:
Carnets I, mai 1935-février 1942
ISBN:
9789758607549
Ülke:
Türkiye
Dil:
Türkçe
Format:
Karton kapak
Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

10/10
·200 syf.··
2021 23. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 30 Nisan 2021 22:56
Albert Camus’nün eserlerini okumadan önce onu daha iyi anlayabilmek için, fikirlerini yansıtan, yazım sürecini anlatan başlangıç niteliğinde bir eser. Kendisine ait olan düşüncelerin yer aldığı, yazacağı kitapların taslaklarının bulunduğu bir eser aslında. İthaki yayınlarından basılmış ama şu an baskısı yok muhtemelen Can Yayınları basacaktır diye umuyorum. Albert Camus’nün notları, bir nevi günlüğü diyebiliriz. Gerek edebiyata karşı yaklaşımı, gerek felsefik düşüncelerinin derlendiği aforizmaların yer aldığı bir defter. Yaşama dair düşüncelerinin, can sıkıcı gerçekliklerini de yansıtmış ayrıca. Albert Camus okuyacaksanız ilk bu eserinden e-kitap olarak okumaya başlamalısınız.
Edebiyat
Defterler 1Albert Camus · İthaki Yayınları · 2002440 okunma
Genç Camus'nün Ruhunda Kısa Bir Yolculuk
Puan vermedi·200 syf.··
2025 1127. kitabı
·
17 günde okudu
·
Okunma: 03 Ağustos 2025 14:05
Albert Camus'nün "Defterler 1" kitabını okuduğumda, Nobel ödüllü büyük yazarı değil, yirmili yaşlarında kendini arayan genç bir adamı buldum karşımda. Bu defterler, "Yabancı" ve "Sisifos Söyleni" gibi başyapıtlara dönüşecek düşüncelerin ilk tohumlarını barındırıyor. Ama bundan da önemlisi, bir insanın en samimi halini görüyoruz bu sayfalarda. Bu sayfaları okurken, genç Camus'nün içindeki fırtınalara tanık oluyoruz. "Korkak ve güçsüzüm, güçlü ve cesurmuş gibi davranıyorum" diyor açık yüreklilikle. Bu itiraf, hepimizin yaşadığı çelişkiyi dile getiriyor. Camus'nün hayat hikayesi bu çelişkileri daha anlamlı kılıyor. Birinci Dünya Savaşı'nda babasını kaybetmiş, okuma yazma bilmeyen bir annenin oğlu olarak yoksulluk içinde büyümüş. 1930'da yakalandığı verem, onu futbol sahalarından koparmış. Bir yanda sporcu bedeninin gücü, diğer yanda hastalığın getirdiği kırılganlık. İşte bu yaşanmışlıklar, onun felsefesini derinlere kök saldırıyor. "Vicdan rahatsızsa, itiraf kaçınılmaz olur. Kitap bir itiraftır..." diyerek açıyor defterlerini. Bu cümle tüm kitabın özeti gibi. Burada yaptığı şey, bir romanın kahramanına saklayamayacağı kadar çıplak bir itiraf. Camus'nün mutluluk anlayışı çarpıcı: "Mutluluk, mutsuzluğumuzun merhamete gelmesinden başka bir şey değildir." Bu bakış açısı, hayatı romantize etmekten ne kadar uzak olduğunu gösteriyor. Ama umudunu da koruyor: "Tanrı umutsuzluğun yanına sevgiyi koydu." En çok karşımıza çıkan tema yalınlık ve insan olmak. "Önemli olan insan olmak, yalın olmaktır..." diyor. Bu yalınlık arayışı, "Şimdi mutlu olmayı değil yalnızca bilinçli olmayı diliyorum" sözüyle netleşiyor. Onun için asıl mesele hayatı tüm çıplaklığıyla görebilmek. Yalnızlık konusundaki düşünceleri etkileyici: "Yalnız kalmayı becerememek, yalnız kalmamayı da becerememek. İnsan
Defterler 1Albert Camus · İthaki Yayınları · 2002440 okunma
Puan vermedi
Bir ahlak kitabı yazacak olsaydım: Doksan dokuz sayfası bembeyaz,yüz sayfalık bir kitap olurdu. Son sayfaya: "Bildiğim tek bir görev var, o da sevme görevidir." yazardım. Defterler 1, Albert Camus Sayfa 56 - İthaki Yayınları 1.baskı
Defterler 1Albert Camus · İthaki Yayınları · 2002440 okunma
10/10
·200 syf.·
2021 176. kitabı
"İnsanı savunuyorum, çünkü düştüğünü gördüm." Edward Said'in "Kültür ve Emperyalizm" adlı yapıtıyla adı yeniden gündeme gelen Camus'un, pek çok eserine kaynaklık eden Defterleri felsefe ve edebiyat dünyamızın önemli bir boşluğunu doldurmaya aday niteliktedir. Varoluşçu edebiyatın öncü yazarlarından Camus'un, tuttuğu günlüklerden derlenmiş yazıları sayesinde yazarın iç dünyasını ve eserlerinin arka planını daha yakından tanıma fırsatı elde ediyoruz. Camus'un notları, çağrışımları, deneyişleri. Normalde Defterler kitapları basılmayacaktı fakat günlükleri birleştirip kitap haline çevirmişler. İçinde çok güzel düşünsel öğeler olduğu halde, çok dağınık yazılmış ama yine de sıkmıyor bu durum. Kitabın bu kadar doyurucu olacağını beklemiyordum. Edebiyat ile günlük harmanlanması bu kitabı oluşturmuş. Kitapta Sisifos Söyleni, Yabancı, Veba, Düşüş, Caligula, kitaplarından düşünceler paylaşıyor ve günlüklerinden yaşadığı olaylarla denkleşen bir çok farklı yazarların alıntılarından bahsediyor ve eleştiriyor. Çok keyif aldım okurken kesinlikle tavsiye ediyorum. En sevdiğim yazarlardan Camus, Kitabın baskısı yok bulunması biraz zor ama gerçekten okumak istiyorsanız arayanlar bulanlardır.
Edebiyat
Defterler 1Albert Camus · İthaki Yayınları · 2002440 okunma
Puan vermedi·200 syf.·
2022 541. kitabı
Albert Camus Değerli olmak ya da olmamak. Yaratmak ya da yaratamamak. Birinci durumda, her şey kanıtlanmıştır. İstisnasız, her şey. İkinci durum, tam bir Anlamsızlık'tır. Kendimiz olacak zamanımız yok. Yalnızca mutlu olmaya zamanımız var. Albert Camus’nün notları, bir nevi günlüğü diyebiliriz. Gerek edebiyata karşı yaklaşımı, gerek felsefik düşüncelerinin derlendiği aforizmaların yer aldığı bir defter. Yaşama dair düşüncelerinin, can sıkıcı gerçekliklerini de yansıtmış kitabında yazar ımız.. Kitap bir itiraftır, tanıklık etmem için gereklidir. Söyleyecegim, apaçık göreceğim yalnızca tek bir şey var. Alçakgönüllü ya da gururlu insanlar ara­ sında geçen bu yoksul yaşamda, bana yaşamın gerçek anlamı gi­ bi gelen şeyi yakaladıgıma eminim. Camus 'u tanıma adına okumak için başlanacak güzel bir kitap Buyurun ohalde..
Anı Mektup Edebiyat Günlük
Defterler 1Albert Camus · İthaki Yayınları · 2002440 okunma
7/10
·200 syf.··
2022 13. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 23 Şubat 2022 21:46
Çağının tanınan bir yazarın çağına tanıklık eden ünlü anlatıları... -Varoluşçulğun- belli bir dönemi -En önemli yazarı ve kuramcısı sayılan Camus, çalkantılı yaşamı boyunca farklı siyasal ve felsefi konumlarda yer almıştır ancak her seferinde aynı ilkeye vurgu yapmıştır ciddiyetsizliğin uzamında durabilmiştir; "İnsanı savunuyorum, çünkü düştüğünü gördüm” Edward Said'ın "Kültür ve Emperyalizm" adlı yapıtıyla adı yeniden gündeme gelen Camus'nün, pek çok eserine kaynaklık eden Defterler'i, felsefe ve edebiyat dünyamızın önemli bir bölümünü doldurmaya aday niteliktedir.
Defterler 1Albert Camus · İthaki Yayınları · 2002440 okunma
tereddüt ve düşünsel açıklık
8/10
·200 syf.·
2026 3. kitabı
Bu defterleri okurken Camus’nün bir düşünür olarak güç kazandığı anlardan çok, tereddüt ettiği anlara yaklaşırız. Metin, okuru ikna etmeye ya da yönlendirmeye çalışmaz; aksine, okurun da kendi sorularıyla baş başa kalmasını talep eder. Defter I, güven veren bir metin değildir. Onu değerli kılan da budur. Camus burada cevap sunmaz; düşünmenin ağırlığını görünür kılar. Bu yüzden Defter I, kesinlik arayanlara değil, belirsizlikle yaşamayı kabul edenlere hitap eder.
1000Kitap
Defterler 1Albert Camus · İthaki Yayınları · 2002440 okunma
Puan vermedi
“Her şey bana yabancı, her şey, bana ait bir insan yok, bu yarayı kapatacak bir yer yok. Burada ne yapıyorum? Bu haraketler, bu gülüşler ne anlama geliyor? Buralı değilim - başka bir yerden de değilim. Yüreğimin hiç bir destek bulamadığı bu yerde dünya bilinmeyen bir görüntüden başka bir şey değil. Yabancı, kim bu sözcüğün anlamını bilebilir.” Defterler 1 Albert Camus
Kitap Alıntısı
Defterler 1Albert Camus · İthaki Yayınları · 2002440 okunma
9/10
·200 syf.··
Beğendi
·
2021 9. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 16 Mart 2021 14:36
Albert Camus'nun en sevdiğim iki yazardan biri olmasından dolayı olsa gerek her sözünü, fikrini, fikir kırıntısını ciddiyetle takip ederim. Veba, Yabancı, Düşüş, Caligula, Sisifos Söyleni gibi birbirinden kıymetli kitap ve oyunların taslaklarını, oluşma aşamalarını incelemek ve kısmen görünenin arka planı hakkında kırıntılara sahip olmak da önemli. Defterler ile Camus'nun yaşam ajandasını görüyoruz diyebiliriz. Ve insan her bir sayfada, sevdiği bir yazarla birlikte, o yazarın kişisel tarihinde yolculuğa çıkabiliyor. Benim için çok kıymetli 194 sayfalık bir yolculuktu.
Defterler 1Albert Camus · İthaki Yayınları · 2002440 okunma
Defterler
10/10
·200 syf.·
2023 7. kitabı
Albert Camus'nün 1935'ten ölümüne kadar tuttuğu ve "Defterler" olarak adlandırdığı notların ilkleri... Çoklukla kabul edildiği üzere Camus, varoluşçuluğun en büyük kuramcısı ve bir absürdist. Notlarını okurken Camus başka yönleriyle de kendini bize tanıtıyor. Siyasetten sanata, aşktan bunalıma birçok konuda ne tür gelgitler yaşadığını okuyor, çalkantılı ruh halinin Saçma'yı kurmaya giden yolda bir kilometre taşı olduğunu fark ediyorsunuz.
Defterler 1Albert Camus · İthaki Yayınları · 2002440 okunma

Yazar Hakkında

Albert CamusYazar · 44 kitap
Varoluşçuluk ile ilgilenmiştir ve absürdizm akımının öncülerinden biri olarak tanınır; fakat Camus kendini herhangi bir akımın filozofu olarak görmediğinden, kendini bir "varoluşçu" ya da "absürdist" olarak tanımlamaz. 1957'de Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanarak, Rudyard Kipling'den sonra bu ödülü kazanan en genç yazar olmuştur.Ödülü aldıktan 3 yıl sonra bir trafik kazasında hayatını kaybetmiştir. Hayatı Çocukluğu ve gençliği 20. yüzyılın en güçlü Cezayirli yazarlarından biri olan Albert Camus, 1913'te Cezayir'in Mondovi kasabasında doğdu. Yoksul bir aileden gelen Camus'nün babası bir Alsaslı, annesi ise İspanyol'du. I. Dünya Savaşı sırasında, 1914'te babasını kaybetti. Annesi evlerde hizmetçilik yaparak oğlunu okutmaya çalıştı. Ancak Camus, daha bağımsız bir hayat sürebilmek için evinden ayrıldı. 1923'te liseye, ardından da Cezayir Üniversitesi'ne kabul edildi. Üniversite eğitimi sırasında sağlığı bozuldu ve 1930'da vereme yakalandı. Hastalığı yüzünden üniversite takımının kaleciliğini bırakmak zorunda kaldı. Bundan sonra çeşitli işlerde çalışmaya başlayan Camus, felsefe eğitimini ancak 1936'da tamamlayabildi. 1934'te Fransız Komünist Partisi'ne katıldı. Bu hareketinin kaynağı, Marksist-Leninist öğretisine (doktrinine) desteğinden ziyade, İspanya'da daha sonra iç savaşla sonuçlanacak politik duruma duyduğu kaygıydı. Ancak üç yıl sonra, Troçkist suçlamasıyla partiden atıldı. Camus 1934'te Simone Hie'yle evlendi. Simone bir morfin bağımlısıydı ve Camus'yle evlilikleri, Simone'nun sadakatsizliğine bağlı olarak son buldu. 1935'te "İşçinin Tiyatrosu"nu (Théâtre du Travail) kurdu fakat bu tiyatro 1939'da kapandı. Aynı yıl, verem hastası olduğundan Fransa ordusuna kabul edilmedi. 1940'ta piyanist ve matematikçi Francine Faure ile evlendi ve 5 Eylül 1945'te Catherine ve Jean adlarında ikiz çocukları oldu. Aynı yıl Paris-Soir dergisi için çalışmaya başladı. Daha henüz "Sahte Savaş" olarak adlandırılan II. Dünya Savaşı'nın ilk zamanlarında bir pasifist olarak kaldı. Ancak bu tutumu Paris'in Alman ordusu tarafından işgali ve 1941'de, komünist gazeteci Gabriel Péri'nin gözleri önünde idam edilmesiyle değişti ve onun da başkaldırmasına neden oldu. Paris-Soir ekibiyle Bordeaux'ya gitti ve aynı yıl ilk kitapları olan "Yabancı" ve "Sisifos Söylencesi"ni tamamladı. Camus, Bordeaux'yu 1942'de terkedip Cezayir'in Oran şehrine gitti ve ardından Paris'e döndü. Edebiyat kariyeri Camus II. Dünya Savaşı sırasında Naziler'e karşı oluşmuş Fransız Direnişi'ne katıldı ve bu direnişin bir parçası olarak "Combat" adında bir gazete yayımlamaya başladı. 1943'te gazetenin editörü oldu; fakat 1947'de "Combat" ticari bir gazete olunca buradan ayrıldı. Jean-Paul Sartre ile tanışması burada gerçekleşmiştir. Savaştan sonra, Sartre ve Beauvoir gibi kişilerin buluştuğu Boulevard Saint-Germain'deki Café de Flore'u ziyaret etmeye başladı. Bu yıllarda, aynı zamanda Amerika'yı turlayarak Fransız varoluşçuluğu hakkında dersler verdi. Politik olarak sol görüşlere yatkın olmasına rağmen komünizme karşı çıkması, ona komünist partilerde arkadaş kazandırmadığı gibi Sartre'dan da uzaklaştırdı. Camus, 1949'da vereminin tekrarlaması yüzünden iki yıl inzivaya çekildi ve "Başkaldıran İnsan"ı yayımladı. Bu kitap, Fransa'daki birçok sol görüşe sahip arkadaşı ve özellikle de Sartre tarafından hoş karşılanmadı ve Sartre'la bütünüyle yollarını ayırdı. Kitabının tatsız yorumlarla karşılanması Camus'yü kitap yazmaktan tiyatro oyunları çevirmeye itti. Camus, 1950'lerde kendini insan haklarına adadı. 1952'de Birleşmiş Milletler, Francisco Franco diktatörlüğündeki İspanya'yı üye olarak kabul edince UNESCO'daki çalışmalarını durdurdu ve kurumdan ayrıldı. Ayaklanmalarda insandışı bir sertlik kullanan Sovyet metodlarını eleştirdi. Pasifistliğini koruyan Camus, İdam cezasına karşı savaşını sürdürdü. Cezayir Bağımsızlık Savaşı 1954'te başladığında, Camus kendini ahlakî bir ikilem içinde buldu. Bunun nedeni, Cezayir doğumlu Fransızları tasvir ederken kullandığı sıfat olan "siyah ayak"tı. Ancak, sonunda, savaşta Fransa hükümetini savunuyordu. Kuzey Afrika'da başlayan isyanın, aslında Mısır önderliğindeki yeni-Arap emperyalizminin ve batıya saldıran Sovyetler Birliği'nin işleri olduğunu düşünüyordu. Cezayir'in özerk, hatta bir federasyon olmasını savunuyor; fakat bütünüyle bağımsızlığını desteklemiyordu. Öte yandan, Araplar'la "siyah ayak"ların beraber yaşayabileceğini düşünüyordu. Bu kriz sırasında ölüm cezasına çarptırılan Cezayirlilerin kurtulması için gizlice çalıştı. Camus, 1955 ve 1956 yıllarında Fransız "L'Express" dergisinde yazdı. Bunların ardından 1957 yılında Camus Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazandı. Nobel ödülünü aldıktan sonra büsbütün genişleyen ünü, onu XX. yüzyıl dünya edebiyatının başköşesine yerleştirdi. Genel yaklaşım bu ödülün bir önceki yıl yayımlanan "Düşüş" için değil, idam cezasına karşı yazdığı "Réflexions Sur la Guillotine" makalesi için verildiğidir. Stockholm Üniversitesi'nde yaptığı bir konuşma esnasında Cezayir konusundaki hareketsizliğini savundu. Fakat daha sonra Cezayir'de yaşayan annesinin başına ne geleceği konusunda meraklandığını bildirdi. Çelişkili sayılan bu durum Fransız sol entelektüelleri tarafından tepkiyle karşılandı. Ölümü  Camus, 4 Ocak 1960'ta, Sens yakınlarındaki küçük Villeblevin kasabasında "Le Grand Fossard" isimli bir yerde geçirdiği trafik kazası sonucu hayatını kaybetti. Daha sonra mantosunun cebinde bir tren bileti bulunmuştur. Büyük bir olasılıkla, Camus gideceği yere trenle gitmeyi planlamıştı; fakat arkadaşıyla birlikte arabayla dönmeyi tercih etti. İronik biçimde, Camus daha önce en absürt ölüm şeklinin ne olduğu sorulduğunda, araba kazasında ölmeyi bunlardan biri olarak nitelendirmişti. Kazanın gerçekleştiği Facel Vega marka otomobilin sürücüsü ve yayımcı dostu da Camus'yle birlikte hayatını kaybetti. Camus Lourmarin Mezarlığı, Lourmarin, Vaucluse, Provence-Alpes-Côte d'Azur'de gömülmüştür.  Camus'nün ölümünden sonra telif hakları Camus'nün çocukları olan, Catherine ve Jean Camus'ye devredildi. Ölümünden sonra 1970'te "Mutlu Ölüm", 1995'te de öldüğünde hala bitmemiş olan "İlk Adam" yayımlandı. Camus'ye göre "saçma" Camus'nün felsefeye en büyük katkısı, insanların ne berraklık ne de anlam sunan dünyada bunları aramalarının sonucu olarak oluşan "absürt" fikridir. Filozof bu felsefesini "Sisifos Söylencesi"nde açıklayıp "Yabancı" ve "Veba" gibi romanlarında da işlemiştir. Genelde varoluşçulukla birlikte ele alınan "Absürdizm" (Saçma, uyumsuzluk felsefesi) ile birçok yazar ilgilenmiş ve bu felsefi düşünce akımını kendine göre yorumlamıştır, Camus "saçma"`nın kurucusu değildir fakat bu düşünce akımında önemli bir yer tutar. Camus, makalelerinde okuyanı dualizmle tanıştırır. Mutluluk ve keder, yaşam ve ölüm, karanlık ve aydınlık.. Hayatın çeşitli biçimlerde geçtiğini ve insanın ölümlü olduğu gerçeği de budur. Sisifos Söyleni`de bu dualizm bir çelişki halini alır: Bir yanda yaşayarak hayatlarımıza değer vermekte öte yandan eninde sonunda yok olacağımız gerçeğini de bilmekteyiz. Bu çelişkiyle yaşamak "Absürt"`ün ta kendisidir. Eğer hayatımızın anlamsız ve boşuna olduğunu biliyorsak, kendimizi öldürmeli miyiz? Bu trajedik kısır döngü nasıl aşılabilir? Camus saçma kavramını burada kurar: yaşamın beyhudeliğinin bilincinde olan insan. Fakat Camus intihardan yana değildir, yaşamın anlamsızlığının yok edilemeyeceğinin bilincindedir fakat bununla savaşmaktan kaçınmaz. Varoluşçuluk ve absürdizm hakkındaki görüşleri Bazı eleştirmenler Camus`yü kategorize etmeye çalışarak onun bir varoluşçu ya da absürdist olduğunu söyler. Eleştirmenlerin mi ya da Camus`nün kendi ifadesinin mi doğru olup olmadığı tartışılmakla birlikte, Camus etiketlenmeyi sevmediğini belirterek varoluşçu olduğu tanımına karşı çıkar: "Hayır, ben bir varoluşçu değilim. Sartre ile isimlerimizin yan yana anılmasına hep şaştık. Sartre ve ben kitaplarımızı birbirimizle gerçekten tanışmadan önce yayımladık. Birbirimizi tanıdığımızda ise ne kadar farklı olduğumuzu anladık. Sartre bir varoluşçudur, benim yayımladığım tek fikir kitabı Sisifos Söylencesi`dir ve sözde varoluşçu filozoflara karşı doğrultulmuştur.Camus felsefesini en iyi anlatan sözlerinden biri de; 'hayat hiç bir şey değildir, itina ile yaşayınız.'dir. Hayatın bir anlam aramaya çalışmayacak kadar kısa olduğunu, nihayetinde bir anlamı olmadığı, anlamı olsa bile olmasının hiç bir şey değiştirmeyeceğidir. Bu yüzden insanın yapabileceği en iyi şey hayatını yaşamak olacaktır. Camus hayatın anlamsız olduğunu söylemiştir, fakat anlamsız bir şeyi anlamlı yaşamanın da bir sakıncası yoktur. Bu yüzden Camus'un felsefesi pesimizm veya aşırı bir melankoli değildir. Bir absürdist olup olmadığı hakkında da şunları söyler: "Absürt kelimesinin kötü bir geçmişi var ve bunun beni rahatsız ettiğini itiraf ediyorum. Absürt`ü Sisifos Söylencesi`de ele alırken, bir metod arıyordum doktrin değil. Sistemli bir şüphe pratiği yapıyordum. Daha sonra bir şeyler inşa edebileceği düşüncesiyle "tabula rasa" yöntemini kullanmaya çalışıyordum. Eğer hiçbir şeyin bir anlamı olmadığı varsayarsak, dünyanın absürt olduğu sonucuna ulaşmalıyız. Fakat gerçekten hiçbir şeyin hiçbir anlamı yok muydu? Bu noktada kalabileceğimize hiçbir zaman inanmadım." Camus ve futbol Camus`yle birlikte anılan ve sık sık gönderme yapılan konulardan biri de kaleciliğidir. Bir süre Cezayir Üniversitesi genç takım kaleciliği yapmıştır ve maç raporlarına göre tutkuyla oynayan cesur bir kalecidir. Bir seferinde arkadaşı Charles Poncet "tiyatroyu mu yoksa futbolu mu" tercih edeceğini sorduğunda, "Tereddütsüz futbol" cevabını vermiştir. Tüberküloza yakalanınca futbolu bırakmak zorunda kalmıştır. 1950'li yıllarda bir spor dergisine futbol hakkında bir yazı yazması rica edilince şöyle demiştir:  « Ahlak ve insanın yükümlülükleri hakkında güvenebileceğim ne biliyorsam onu futbola borçluyum.»   Camus, dini ve politik insanların aklımızı karışık ahlaki sistemlerle karıştırmaya çalıştığını böylece aslında basit olan şeylerin olduğundan daha komplike göründüğünü söyler. İnsanlar, politikacılar ve filozofların alanı yerine futbolun basit ahlakına bakmakla daha iyi edebilir.