Ocak 1942 - Mart 1951

Defterler 2

Albert Camus
Tahmini Okuma Süresi:
8 sa. 11 dk.
Sayfa Sayısı:
289
Basım Tarihi:
Mart 2003
Yayınevi:
İthaki Yayınları
Orijinal Adı:
Carnets 2 Janvier 1942-Mars 1951
ISBN:
9789758607556
Ülke:
Türkiye
Dil:
Türkçe
Format:
Karton kapak
Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

Temiz Olmayan Bir Dünyanın Günlüğü...
Puan vermedi·289 syf.··
2025 1154. kitabı
·
60 günde okudu
·
Okunma: 24 Ekim 2025 17:46
Kitap, yazarın gençlik yıllarında tuttuğu günlüklerden oluşmakta. Kitapta yazarın düşünce dünyasının ve ruh halinin derinliklerine dokunabiliyor ve iç dünyasında derin bir yolculuğa çıkıyorsunuz. Okumuş olduğum bu günlükler, Camus’nün yalnızca bir edebiyatçı olarak değil, bir insan olarak da kim olduğunu anlamama olanak tanıdığı için çok beğendim. Bir insanı olgunlaştıran sancılı süreçte yapmış olduğum bu yolculuk her ne kadar 60 gün gibi uzun bir süreyi alsa da, her gün azar azar okuyarak tadına doya doya varmaya çalıştım açıkçası. Kitap, kendi iç yolculuğuma çıkma fırsatını da tanıdı bana. Bazı kitaplar maalesef elimde sürünür ve bir türlü bitiremem ama bu kitap uzun okuma sürecime rağmen hiç bitmesini istemediğim bir yolculuk oldu benim için ve okuduğum en iyi kitapların arasında yerini çoktan aldı. Camus’nün bu günlüklerini okurken, hayatı sorgulayan genç bir adamın sesini duymak mümkün. Her bir cümlesinde, onun dünyayı anlamaya, kendini bulmaya ve yaşamın anlamını çözmeye çalıştığını hissediyorsunuz. “Bir düşüncenin dünyayı değiştirmesi için, önce düşünce sahibinin yaşamını değiştirmesi gerekir” sözü, onun sadece yazmakla kalmayıp bu düşünceleri hayatında da denediğini gösteriyor. Camus, fikirlerini kelimelere hapsetmek yerine, onları yaşamaya çalışarak samimiyetini ortaya koyuyor. Bu dürüstlük, yazdıklarına bambaşka bir derinlik katıyor. Bir diğer dikkat çeken şey, onun insan ilişkilerine dair gözlemleri. “Bir insana kendini yalnız hissettiren şey, ötekilerin kalleşliğidir” derken, yalnızlığın sadece içsel bir durum olmadığını, çevremizdeki insanların davranışlarıyla da şekillendiğini anlatıyor. Bu, onun insan ilişkilerinde yaşadığı hayal kırıklığını açıkça ortaya koyuyor. Ama bu hayal kırıklığına rağmen, Camus’nün bu durumu anlamaya ve çözmeye çalışması, onun
Defterler 2Albert Camus · İthaki Yayınları · 2003283 okunma
9/10
·289 syf.··
Beğendi
·
2022 27. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 08 Aralık 2022 00:00
Camus’nün Defterlerin birinci cildi, bir alıntı ve temalar birikimi, taslak ve imge deposu bir edebiyat laboraturaı görünümündeydi. İkinci ciltte ise tarih egemen: Satır aralarında, II. Dünya savaşı’ndaki ırksal temizlik, soğuk savaş, siyasal davalar, karmakaraşık bir dünyanın bütün sarsıntıları yer alıyor. İnsan saçma bir evrende nasıl bir tutum benimsemeli? Başkaldırı mı, devrim mi? Yazınsal angajman mı? tanıklık mı? oyalanma mı? Bu kitapta, yalnızca bir düşünürle karşılaşacağımızı sanıyorduk; oysa tüm kırılganlığıyla bir insanı keşfediyoruz.
Defterler 2Albert Camus · İthaki Yayınları · 2003283 okunma
Defterler 2
8/10
·289 syf.··
Beğendi
·
2024 38. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 02 Kasım 2024 19:00
İyi akşamlar diliyorum.. Defterler 1 gibi Defterler 2'yi de severek okudum. Eserde Veba, Başkaldıran İnsan, Adiller gibi Albert CamusAlbert Camus 'nün eserlerinin küçük taslaklarını görebilmek mümkün. Bu sayede eserlerin oluştuğu zemini az da olsa görebilmek olağan hale geliyor. Bir de daha önce bu eserler okunduysa insan eserle bir daha karşılaşmanın mutluluğunu yaşayabiliyor. Örneğin Veba'yı okumuş biri olarak eski bir dostla karşılaşmış gibi hissettim, tek farkla daha saf haliyle karşılaşmış gibi. Bunu Camus'nün not defteri gibi düşünebilirsiniz. Aklına gelen şeyleri not etmiş. Yer yer başka yazarlardan alıntıları da defterine eklemiş. Defterler 1, 2, 3 şeklinde ilerleyen bu eserler Albert Camus'nün ölümünden sonra yayımlanmıştır. Albert Camus'yü sevenlerin bu eseri seveceğini düşünüyorum. Şuraya örnek alıntılar bırakmak istiyorum: "İletişim. İnsanın kösteğidir, çünkü insan tanıdığı kişilerin çemberini aşamaz. Bunun da ötesinde, insan iletişimi soyutlar. İnsan tenin çemberinde yaşamak zorundadır. 116 Bir düşüncenin dünyayı değiştirmesi için, bu düşüncenin ön­ce düşünce sahibinin yaşamını değiştirmesi gerekir. Örneğe dö­nüşmesi gerekir." (Syf. 140) "Lautreamont: Denizin suyunun tümü, zihinsel bir kan leke­sini yıkamaya yetmeyecek." (Syf. 184) "Beklemek, ışıklı taçları hala karşımda duran günlerin bir bir sönmesini beklemek. Nihayet, en sonuncusu sönünce, tam bir karanlık hakim olacak." (Syf. 263) Okuyacaklara şimdiden iyi okumalar..
İnceleme
Defterler 2Albert Camus · İthaki Yayınları · 2003283 okunma
10/10
·289 syf.··
Beğendi
·
2024 680. kitabı
·
5 saatte okudu
·
Okunma: 08 Aralık 2024 17:01
Uzun zamandan beri, iniltilerle, bedenierin dünyasında yaşayan ben, S.W gibi bu dünyadan kurtulmuşcasına yaşayanlara şaşıyordum. Kendi adıma, cinsellik barındırmayan, dolayısıyla bedenin güdürnünde yaşayanların payına düşen o aşağılayıcı acı olmaksızın süren bir aşkı hayal bile edemiyordum. lşi, beni seven birinin benim için, ruh ya da yürek sadakatinden ziyade, bedensel sadakatini korumasını yeğlemeye dek götürdüm. Kadın için, bu sadakatlerden birinin ötekinin koşulu olduğunu da çok iyi biliyordum ve zaten bunu istiyordum, ama bunu yalnızca, yoksuniuğu sonsuz bir acı kaynağı oluşturan, kişisel huzuruma ancak onunla kavuşabileceğirrı, bana geri kalan her şeyden daha da önemli görünen bu tekelci sahip olmanın koşulu olarak görüyordum. Benim cennetim, başkalarının bakireliğindeydi."
Hayata Dair
Defterler 2Albert Camus · İthaki Yayınları · 2003283 okunma
10/10
·289 syf.·
2021 177. kitabı
Camus'un Defterler'in birinci cildi, bir alıntı ve temalar birikimi, taslak ve imge deposu, bir edebiyat labaratuarı görünümündeydi. İkinci ciltte ise tarih egemen: Satır aralarında, II. Dünya Savaşındaki bütün sarsıntılar yer alıyor. İnsan saçma bir evrende nasıl bir tutum benimsemeli? Başkaldırı mı, devrim mi? Yazınsal angajman mı, tanıklık mı oyalanmamı? Bu eserde yalnızca bir düşünürle karşılaşacağımızı sanıyorduk; oysa tüm kırılganlığıyla bir insan keşfediyoruz. Varoluşçu edebiyatın öncü yazarlarından Camus'un, tuttuğu günlüklerden derlenmiş yazıları sayesinde yazarın iç dünyasını ve eserlerinin arka planını daha yakından tanıma fırsatı elde ediyoruz. Camus'un notları, çağrışımları, deneyişleri. Normalde Defterler kitapları basılmayacaktı fakat günlükleri birleştirip kitap haline çevirmişler. İçinde çok güzel düşünsel öğeler olduğu halde, çok dağınık yazılmış ama yine de sıkmıyor bu durum. Kitabın bu kadar doyurucu olacağını beklemiyordum. Edebiyat ile günlük harmanlanması bu kitabı oluşturmuş. Kitapta Sisifos Söyleni, Yabancı, Veba, Düşüş, Caligula, kitaplarından düşünceler paylaşıyor ve günlüklerinden yaşadığı olaylarla denkleşen bir çok farklı yazarların alıntılarından bahsediyor ve eleştiriyor. Çok keyif aldım okurken kesinlikle tavsiye ediyorum. En sevdiğim yazarlardan Camus, Kitabın baskısı yok bulunması biraz zor ama gerçekten okumak istiyorsanız arayanlar bulanlardır.
Edebiyat
Defterler 2Albert Camus · İthaki Yayınları · 2003283 okunma
10/10
·289 syf.··
Beğendi
·
2021 976. kitabı
·
9 saatte okudu
·
Okunma: 23 Eylül 2021 21:51
Kamyu sayəsində oxumaqdan keyf aldığım bir kitab daha. Bunu demə səbəbim bir insanın qarışıq qeydləri ilə tanış olmağım deyildi. Əksinə bir-birilə vəhdət təşkil edən insan; insan və cəmiyyət məsələləri idi. Kamyunun romanlarını yaradan, onların əsasını təşkil edəcək cümlələri, qayəsi ilə tanış olmaq da gözəl idi.
Defterler 2Albert Camus · İthaki Yayınları · 2003283 okunma

Yazar Hakkında

Albert CamusYazar · 44 kitap
Varoluşçuluk ile ilgilenmiştir ve absürdizm akımının öncülerinden biri olarak tanınır; fakat Camus kendini herhangi bir akımın filozofu olarak görmediğinden, kendini bir "varoluşçu" ya da "absürdist" olarak tanımlamaz. 1957'de Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanarak, Rudyard Kipling'den sonra bu ödülü kazanan en genç yazar olmuştur.Ödülü aldıktan 3 yıl sonra bir trafik kazasında hayatını kaybetmiştir. Hayatı Çocukluğu ve gençliği 20. yüzyılın en güçlü Cezayirli yazarlarından biri olan Albert Camus, 1913'te Cezayir'in Mondovi kasabasında doğdu. Yoksul bir aileden gelen Camus'nün babası bir Alsaslı, annesi ise İspanyol'du. I. Dünya Savaşı sırasında, 1914'te babasını kaybetti. Annesi evlerde hizmetçilik yaparak oğlunu okutmaya çalıştı. Ancak Camus, daha bağımsız bir hayat sürebilmek için evinden ayrıldı. 1923'te liseye, ardından da Cezayir Üniversitesi'ne kabul edildi. Üniversite eğitimi sırasında sağlığı bozuldu ve 1930'da vereme yakalandı. Hastalığı yüzünden üniversite takımının kaleciliğini bırakmak zorunda kaldı. Bundan sonra çeşitli işlerde çalışmaya başlayan Camus, felsefe eğitimini ancak 1936'da tamamlayabildi. 1934'te Fransız Komünist Partisi'ne katıldı. Bu hareketinin kaynağı, Marksist-Leninist öğretisine (doktrinine) desteğinden ziyade, İspanya'da daha sonra iç savaşla sonuçlanacak politik duruma duyduğu kaygıydı. Ancak üç yıl sonra, Troçkist suçlamasıyla partiden atıldı. Camus 1934'te Simone Hie'yle evlendi. Simone bir morfin bağımlısıydı ve Camus'yle evlilikleri, Simone'nun sadakatsizliğine bağlı olarak son buldu. 1935'te "İşçinin Tiyatrosu"nu (Théâtre du Travail) kurdu fakat bu tiyatro 1939'da kapandı. Aynı yıl, verem hastası olduğundan Fransa ordusuna kabul edilmedi. 1940'ta piyanist ve matematikçi Francine Faure ile evlendi ve 5 Eylül 1945'te Catherine ve Jean adlarında ikiz çocukları oldu. Aynı yıl Paris-Soir dergisi için çalışmaya başladı. Daha henüz "Sahte Savaş" olarak adlandırılan II. Dünya Savaşı'nın ilk zamanlarında bir pasifist olarak kaldı. Ancak bu tutumu Paris'in Alman ordusu tarafından işgali ve 1941'de, komünist gazeteci Gabriel Péri'nin gözleri önünde idam edilmesiyle değişti ve onun da başkaldırmasına neden oldu. Paris-Soir ekibiyle Bordeaux'ya gitti ve aynı yıl ilk kitapları olan "Yabancı" ve "Sisifos Söylencesi"ni tamamladı. Camus, Bordeaux'yu 1942'de terkedip Cezayir'in Oran şehrine gitti ve ardından Paris'e döndü. Edebiyat kariyeri Camus II. Dünya Savaşı sırasında Naziler'e karşı oluşmuş Fransız Direnişi'ne katıldı ve bu direnişin bir parçası olarak "Combat" adında bir gazete yayımlamaya başladı. 1943'te gazetenin editörü oldu; fakat 1947'de "Combat" ticari bir gazete olunca buradan ayrıldı. Jean-Paul Sartre ile tanışması burada gerçekleşmiştir. Savaştan sonra, Sartre ve Beauvoir gibi kişilerin buluştuğu Boulevard Saint-Germain'deki Café de Flore'u ziyaret etmeye başladı. Bu yıllarda, aynı zamanda Amerika'yı turlayarak Fransız varoluşçuluğu hakkında dersler verdi. Politik olarak sol görüşlere yatkın olmasına rağmen komünizme karşı çıkması, ona komünist partilerde arkadaş kazandırmadığı gibi Sartre'dan da uzaklaştırdı. Camus, 1949'da vereminin tekrarlaması yüzünden iki yıl inzivaya çekildi ve "Başkaldıran İnsan"ı yayımladı. Bu kitap, Fransa'daki birçok sol görüşe sahip arkadaşı ve özellikle de Sartre tarafından hoş karşılanmadı ve Sartre'la bütünüyle yollarını ayırdı. Kitabının tatsız yorumlarla karşılanması Camus'yü kitap yazmaktan tiyatro oyunları çevirmeye itti. Camus, 1950'lerde kendini insan haklarına adadı. 1952'de Birleşmiş Milletler, Francisco Franco diktatörlüğündeki İspanya'yı üye olarak kabul edince UNESCO'daki çalışmalarını durdurdu ve kurumdan ayrıldı. Ayaklanmalarda insandışı bir sertlik kullanan Sovyet metodlarını eleştirdi. Pasifistliğini koruyan Camus, İdam cezasına karşı savaşını sürdürdü. Cezayir Bağımsızlık Savaşı 1954'te başladığında, Camus kendini ahlakî bir ikilem içinde buldu. Bunun nedeni, Cezayir doğumlu Fransızları tasvir ederken kullandığı sıfat olan "siyah ayak"tı. Ancak, sonunda, savaşta Fransa hükümetini savunuyordu. Kuzey Afrika'da başlayan isyanın, aslında Mısır önderliğindeki yeni-Arap emperyalizminin ve batıya saldıran Sovyetler Birliği'nin işleri olduğunu düşünüyordu. Cezayir'in özerk, hatta bir federasyon olmasını savunuyor; fakat bütünüyle bağımsızlığını desteklemiyordu. Öte yandan, Araplar'la "siyah ayak"ların beraber yaşayabileceğini düşünüyordu. Bu kriz sırasında ölüm cezasına çarptırılan Cezayirlilerin kurtulması için gizlice çalıştı. Camus, 1955 ve 1956 yıllarında Fransız "L'Express" dergisinde yazdı. Bunların ardından 1957 yılında Camus Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazandı. Nobel ödülünü aldıktan sonra büsbütün genişleyen ünü, onu XX. yüzyıl dünya edebiyatının başköşesine yerleştirdi. Genel yaklaşım bu ödülün bir önceki yıl yayımlanan "Düşüş" için değil, idam cezasına karşı yazdığı "Réflexions Sur la Guillotine" makalesi için verildiğidir. Stockholm Üniversitesi'nde yaptığı bir konuşma esnasında Cezayir konusundaki hareketsizliğini savundu. Fakat daha sonra Cezayir'de yaşayan annesinin başına ne geleceği konusunda meraklandığını bildirdi. Çelişkili sayılan bu durum Fransız sol entelektüelleri tarafından tepkiyle karşılandı. Ölümü  Camus, 4 Ocak 1960'ta, Sens yakınlarındaki küçük Villeblevin kasabasında "Le Grand Fossard" isimli bir yerde geçirdiği trafik kazası sonucu hayatını kaybetti. Daha sonra mantosunun cebinde bir tren bileti bulunmuştur. Büyük bir olasılıkla, Camus gideceği yere trenle gitmeyi planlamıştı; fakat arkadaşıyla birlikte arabayla dönmeyi tercih etti. İronik biçimde, Camus daha önce en absürt ölüm şeklinin ne olduğu sorulduğunda, araba kazasında ölmeyi bunlardan biri olarak nitelendirmişti. Kazanın gerçekleştiği Facel Vega marka otomobilin sürücüsü ve yayımcı dostu da Camus'yle birlikte hayatını kaybetti. Camus Lourmarin Mezarlığı, Lourmarin, Vaucluse, Provence-Alpes-Côte d'Azur'de gömülmüştür.  Camus'nün ölümünden sonra telif hakları Camus'nün çocukları olan, Catherine ve Jean Camus'ye devredildi. Ölümünden sonra 1970'te "Mutlu Ölüm", 1995'te de öldüğünde hala bitmemiş olan "İlk Adam" yayımlandı. Camus'ye göre "saçma" Camus'nün felsefeye en büyük katkısı, insanların ne berraklık ne de anlam sunan dünyada bunları aramalarının sonucu olarak oluşan "absürt" fikridir. Filozof bu felsefesini "Sisifos Söylencesi"nde açıklayıp "Yabancı" ve "Veba" gibi romanlarında da işlemiştir. Genelde varoluşçulukla birlikte ele alınan "Absürdizm" (Saçma, uyumsuzluk felsefesi) ile birçok yazar ilgilenmiş ve bu felsefi düşünce akımını kendine göre yorumlamıştır, Camus "saçma"`nın kurucusu değildir fakat bu düşünce akımında önemli bir yer tutar. Camus, makalelerinde okuyanı dualizmle tanıştırır. Mutluluk ve keder, yaşam ve ölüm, karanlık ve aydınlık.. Hayatın çeşitli biçimlerde geçtiğini ve insanın ölümlü olduğu gerçeği de budur. Sisifos Söyleni`de bu dualizm bir çelişki halini alır: Bir yanda yaşayarak hayatlarımıza değer vermekte öte yandan eninde sonunda yok olacağımız gerçeğini de bilmekteyiz. Bu çelişkiyle yaşamak "Absürt"`ün ta kendisidir. Eğer hayatımızın anlamsız ve boşuna olduğunu biliyorsak, kendimizi öldürmeli miyiz? Bu trajedik kısır döngü nasıl aşılabilir? Camus saçma kavramını burada kurar: yaşamın beyhudeliğinin bilincinde olan insan. Fakat Camus intihardan yana değildir, yaşamın anlamsızlığının yok edilemeyeceğinin bilincindedir fakat bununla savaşmaktan kaçınmaz. Varoluşçuluk ve absürdizm hakkındaki görüşleri Bazı eleştirmenler Camus`yü kategorize etmeye çalışarak onun bir varoluşçu ya da absürdist olduğunu söyler. Eleştirmenlerin mi ya da Camus`nün kendi ifadesinin mi doğru olup olmadığı tartışılmakla birlikte, Camus etiketlenmeyi sevmediğini belirterek varoluşçu olduğu tanımına karşı çıkar: "Hayır, ben bir varoluşçu değilim. Sartre ile isimlerimizin yan yana anılmasına hep şaştık. Sartre ve ben kitaplarımızı birbirimizle gerçekten tanışmadan önce yayımladık. Birbirimizi tanıdığımızda ise ne kadar farklı olduğumuzu anladık. Sartre bir varoluşçudur, benim yayımladığım tek fikir kitabı Sisifos Söylencesi`dir ve sözde varoluşçu filozoflara karşı doğrultulmuştur.Camus felsefesini en iyi anlatan sözlerinden biri de; 'hayat hiç bir şey değildir, itina ile yaşayınız.'dir. Hayatın bir anlam aramaya çalışmayacak kadar kısa olduğunu, nihayetinde bir anlamı olmadığı, anlamı olsa bile olmasının hiç bir şey değiştirmeyeceğidir. Bu yüzden insanın yapabileceği en iyi şey hayatını yaşamak olacaktır. Camus hayatın anlamsız olduğunu söylemiştir, fakat anlamsız bir şeyi anlamlı yaşamanın da bir sakıncası yoktur. Bu yüzden Camus'un felsefesi pesimizm veya aşırı bir melankoli değildir. Bir absürdist olup olmadığı hakkında da şunları söyler: "Absürt kelimesinin kötü bir geçmişi var ve bunun beni rahatsız ettiğini itiraf ediyorum. Absürt`ü Sisifos Söylencesi`de ele alırken, bir metod arıyordum doktrin değil. Sistemli bir şüphe pratiği yapıyordum. Daha sonra bir şeyler inşa edebileceği düşüncesiyle "tabula rasa" yöntemini kullanmaya çalışıyordum. Eğer hiçbir şeyin bir anlamı olmadığı varsayarsak, dünyanın absürt olduğu sonucuna ulaşmalıyız. Fakat gerçekten hiçbir şeyin hiçbir anlamı yok muydu? Bu noktada kalabileceğimize hiçbir zaman inanmadım." Camus ve futbol Camus`yle birlikte anılan ve sık sık gönderme yapılan konulardan biri de kaleciliğidir. Bir süre Cezayir Üniversitesi genç takım kaleciliği yapmıştır ve maç raporlarına göre tutkuyla oynayan cesur bir kalecidir. Bir seferinde arkadaşı Charles Poncet "tiyatroyu mu yoksa futbolu mu" tercih edeceğini sorduğunda, "Tereddütsüz futbol" cevabını vermiştir. Tüberküloza yakalanınca futbolu bırakmak zorunda kalmıştır. 1950'li yıllarda bir spor dergisine futbol hakkında bir yazı yazması rica edilince şöyle demiştir:  « Ahlak ve insanın yükümlülükleri hakkında güvenebileceğim ne biliyorsam onu futbola borçluyum.»   Camus, dini ve politik insanların aklımızı karışık ahlaki sistemlerle karıştırmaya çalıştığını böylece aslında basit olan şeylerin olduğundan daha komplike göründüğünü söyler. İnsanlar, politikacılar ve filozofların alanı yerine futbolun basit ahlakına bakmakla daha iyi edebilir.