Benim Olağanüstü Akıllı Arkadaşım'ı okurken çok keyif aldım. Savaş sonrası Napoli’sinin yoksul ve şiddet dolu bir mahallesinde geçiyor.. Mahallenin önce Don Achille sonra tefeci Solara kardeşlerin ekonomik köleliği ve vahşi ataerkilliğiyle örülü çürümüş düzeni içerisinde iki küçük kızın büyüme mücadelesini okuyoruz. Lenu bu karanlık hapishaneden eğitimle kaçmaya, eğitim hakkından mahrum bırakılan Lila ise olağanüstü dehasıyla kuralları yıkmaya çalışıyor.. İki kızın dostluğu, bu boğucu sosyo-politik yıkımın ortasında birbirlerini hem var eden sarsılmaz bir sığınak hem de romanın anlatıcısı Lenu için saf sevginin ötesinde derin bir kıskançlık ve yetersizlik duygusunun beslediği zehirleyici bir bağımlılık durumu.
Oliviero öğretmen Lila'yı bir kenara bırakıp beni öne itmekte haklıydı. "Pleb nedir biliyor musun?" "Evet öğretmenim." Plebin ne olduğunu, Oliviero öğretmenimin bana yıllar önce sorduğu andan çok daha açık ve seçik olarak şu anda anlıyor, biliyordum. Pleb bizlerdik. Pleb yemekle şaraba aynı anda sahip olmak için kavga etmek, kimin yemeği daha önce geliyor, kiminki daha leziz diye tartışma çıkarmaktı; garsonların üzerinde gezinip durdukları o pis zemindi, giderek amiyane bir hal alan kadeh tokuşturmalardı. Pleb annemdi, içki içmiş, şimdi ciddiyetle oturan babama sırtını dönmüş, maden tüccarının açık saçık şakalarına kahkahalar atarak gülüyordu. Herkes gülüyordu, Lila da bir rol sahibi olarak ve bunu sonuna dek üstlenerek gülüyordu.