Çile, ümitsiz ve tesellisiz azabın sürekli olmasıdır.
İnsanın ölmeden önce her gün ölmesidir.
Çile, yaşama ile ölümün iç içe geçmesi halidir.
Her an ölmek için her an doğmasıdır.
Akıl, insanoğlunu dünyaya sultan yapan bir cevherdir.
Duygu, aklı kımıldatan kuvvettir.
Sezgi, bize bekadan bir ışıktır; belki de hakikatların kapısıdır.
Zaaflarımız, ruhumuzun boşluklarıdır. O boşlukları ya iman mücadelesiyle doldururuz ya da şeytanının atlarını koşturacağı büyük bir hipodroma çeviririz.
“Eğrilik şundan başka bir şey olabilir mi: Ruhun üç kesimi arasında bir iç savaş; bunların birçok işi üzerine almaya, birbirlerinin işlerine karışmaya kalkmaları;
ruhta egemen kesime yaradılışı gereği köle gibi hizmet etmesi gereken bir kesimin hakkı olmayan bir egemenlik kapmak için ruhun bütününe karşı ayaklanması?
İşte eğrilik böyle bir şeydir; yani ruhtaki kesimler arasındaki kargaşalık ve düzensizliktir.”
Kibirli insan, empatiden yoksundur. Kendini herhangi bir şeyin yerine koyamadığından başka bir yaşam tarzı, davranış biçimi bilmez, vicdanın sesini duyamaz, varlıkların sesine sağır, kendi içsellerinin orkestrasında en değerli dinleyicidir.