Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım
Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım
Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım
Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım
Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım
Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım
Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım
Senin için görülen bir düş de ben olsaydım
Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım
Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım
Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım
Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım
Bâtılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım
Yoksa gözlerin midir gökyüzünde yıldızlar
Kalbinde gizlediğin masallarda her mevsim
Gül kokan karanfiller, lâle renkli yaldızlar
Yağmura başkaldıran gözyaşı, aşk ırmağı
Ya senin yollarında biriktirir kışları
Ya da benim yurdumda sonbahardır genç kızlar
Kuşkular bizi bekler yolların ayrımında
Bulsak da bahçemizde unutulan kuşları
Aldılar bulutları yorgun düşlerimizden
Farkında mısın, hayat gidiyor elimizden
"Ey bülbül! Kara kış yüzünden ne vakte kadar feryâd edeceksin? Ey bülbül! Durmadan cefâdan bahsetmek revâ
mıdır? Eğer gönlün, yârine gerçekten bağlı ise, gözünü aç da şükret; vefâdan bahset! Dikeni birak, gülden bahset! Gülün
sap ve köke âit sifatlarından geç; onun zâtına bak! Şu fâni âlemle niçin bu kadar meşgulsün? Yoksa varmak istediğin
yer, ötelerin ötesi değil mi?"