Gökyüzü griye çalan bir sessizliğe bürünmüş, güneşi saklayan koca bir battaniye misali birazdan ağırlığını atacak tüm damlalarını aşağı gönderecek gibi, rüzgarı da hafif hafif eserken, ağaçların yapraklarını hazır olun geliyorum der edasıyla salladığı havanın karanlığı değil, trenin yaklaşan ışığı belirliyor bu sabahın rengini, sanki yağmur yağsa bile göğe değil, coşkumuzun üstüne düşecek gibi içimde garip neşenin yansıması var çünkü Cumhuriyet Treni geliyor.
Her okuldan bir grup öğrenci, sabahın erken saatlerinde bir araya gelmiş. Cumartesi olduğu için serbest kıyafet o bile manalı geliyor, her renkten insan barındırıyor ama herkesin içinde çoşku da aynı ellerindeki bayraklarda. Kimisinin saçında minik bir toka sallanıyor, kimisinin elinde özenle hazırlanmış dövizler Cumhuriyet Biziz!, Yaşasın Cumhuriyet! diye yazan rengarenk afişler.
Tren garına doğru ilerlerken ortalıkta şen bir telaş var. Öğretmenler “Sırayı bozmayın çocuklar” diye sesleniyor ama o heyecandan sırada durmak da zor tabi ki. Raylarının yanında toplanan kalabalıkta bir uğultu, bir merak… Herkes aynı soruyu taşıyor gözlerinde: Cumhuriyet Treni ne zaman görünecek?
Gökyüzünü ağır bir bulut tabakası kaplamış, yağmur tam düşecek gibi ama kimsenin umrunda değil. Çünkü içlerde güneş gibi bir coşku var. Uzaktan trenin oluşturduğu karayağız bulut gözüküyor, sonrasında raylarda ufak bir titreme ve ardından uzaklardan bir düdük sesi…
Ve tren yaklaştıkça, herkesin kalbi aynı ritimde atıyor Cumhuriyetin sesi, raylardan şehre doğru yükseliyor.
O günün üzerinden uzun yıllar geçti…
O zamanlar okulun en önde yürüyen, flamanın ipini sımsıkı tutan gençleri… Şimdi saçlarına biraz zamanın akı düşmüş olsa da yürekleri hâlâ aynı yerde duruyor.
Bir zamanlar okul bahçesinde öğretmenlerinin “Dikkat, hazır!” komutuyla