Fatime Tülübaş

Fatime Tülübaş
SADECE VE SADECE KİTAP
Adalet tatlı bir hülyaymış
8/10
·320 syf.··
Beğendi
·
2024 26. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 30 Mayıs 2024 10:43
Dokunmadan adlı eserinde Nermin Yıldırım, Adalet karakteri üzerinden hem bireysel hem toplumsal düzlemde derin bir sorgulama kurar. Adalet, yalnızca bir karakter değil; hayatın ve toplumun ne kadar “adaletli” olduğuna dair bir aynadır. Bu hikâye, hülyalı bir yolculuk gibi ilerler. Bir yandan Adalet’in kendi iç dünyasında, geçmişinde, hatırlamadıklarıyla ve belki de bilinçli olarak unuttuğu anılarla yüzleşmesine tanıklık ederiz. Diğer yandan, toplumun da tıpkı birey gibi hatırlamak istemediği, en derine gömdüğü olayları ve insanları yeniden görünür kılar. Roman, sessizce yanından geçip gittiğimiz şeyleri yüzümüze vurur. Hem kendi hayatımızda hem de toplumsal düzende ne kadar çok şeyi görmezden geldiğimizi, dokunmadan geçtiğimizi, yok saydığımızı fark ederiz. Çoğu zaman ne kendimize ne de çevremizde olanlara gerçekten temas ederiz. Ses çıkarmayız, harekete geçmeyiz. Ancak bir noktada, her şeyin geç olduğunu düşündüğümüz bir an gelir. O zaman dokunmaya çalışırız. Fakat o ana kadar dokunulmamış, sahip çıkılmamış, yüzleşilmemiş hiçbir şeyin artık aynı değeri taşımadığını görürüz. Romanın altını çizdiği temel düşünce nettir: Hayata zamanında dokunmak gerekir. Hem bireysel hem toplumsal düzeyde, ertelemek çoğu zaman bir kayıptır. Eylemsizlik, sessizlik ve görmezden gelmek, geri dönüşü olmayan sonuçlar doğurur. Adalet karakteri, bize adaleti değil, aslında adaletsizliği gösterir. Ve bu süreçte şu sert gerçekle yüzleşiriz: Hayat adil değildir. Belki de tek adil olan şey ölümdür.
1000Kitap
DokunmadanNermin Yıldırım · Hep Kitap · 201711,5bin okunma
Reklam
Hepimiz Miskinler Tekkesi’ne Tâbiyiz
9/10
·208 syf.··
Beğendi
·
2026 22. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 22 Nisan 2026 22:54
Henüz ilk sayfalardan itibaren kendini hissettiren bir şey vardı: Bu kitap, gördüğü değerin çok daha fazlasını hak ediyor. Kitabın isminin de metnin konusuna ve anlatılmak istenilen eleştirilere doğrudan hizmet ettiğini düşünüyorum. “Miskinler Tekkesi” sadece bir mekânı değil; bir zihniyeti, bir yaşam biçimini ve hatta farkında olmadan parçası olduğumuz bir düzeni simgeliyor. Buradaki “miskinlik”, yalnızca tembellik değil; sorumluluktan kaçma, çıkar uğruna eğilip bükülme, gördüğü yanlışlara rağmen sessiz kalma hâli. Başlangıçta Osmanlı’nın son dönemlerindeki çalkantılı yapıyı, İttihatçılarla birlikte değişmeye çalışan düzeni ve buna karşılık ya direnen ya da sadece izleyen insanları anlatıyor gibi görünse de, ilerledikçe bunun çok daha derin bir metin olduğu anlaşılıyor. Roman, kökleri paşalara dayanan bir ailenin hikâyesi üzerinden aslında bir zihniyeti eleştiriyor. Görünürde güçlü, itibarlı ve devletin içinde yer alan bu insanlar; özünde bağımlı, çıkar ilişkileriyle ayakta duran, bir anlamda “dilencilik” yapan bireyler olarak karşımıza çıkıyor. Kahramanın da bu çizgiyi devam ettirmesi, insanın köklerinden ve özünden ne kadar kaçabileceği sorusunu gündeme getiriyor. Eserin en çarpıcı yanlarından biri, eleştirisini açıkça değil, satır aralarında yapması. Devlet dairelerinden okullara, mahallelerden insan ilişkilerine kadar geniş bir alanda; düzenin nasıl işlediğini gösteriyor. Üst-ast ilişkilerinde liyakatten çok görünüşün belirleyici olması, iyi giyinenin ve sisteme uyum sağlayanın yükselmesi, buna karşılık çalışkan ama “uygun görünmeyen” insanların değersizleştirilmesi… Tüm bunlar, dönemin olduğu kadar insan doğasının da eleştirisi. Zenginleştikçe doyumsuzlaşan insanlar, fakirlik içinde bile hırsla hareket edenler, çıkar uğruna eğilip bükülenler… Roman, sadece
1000Kitap
Miskinler TekkesiReşat Nuri Güntekin · İnkılap Kitabevi · 20102,688 okunma
Yelkenler Fora
Puan vermedi·192 syf.··
Beğendi
·
2026 20. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 11 Nisan 2026 23:27
Halikarnas Balıkçısı’nın Aganta Burina Burinata romanını baştan sona okuduğumda, metnin çok katmanlı bir yapı kurduğunu ancak bu katmanların etkisinin eşit dağılmadığını düşündüm. Roman, ilk sayfalardan itibaren yalnızca Mahmut’un hikâyesini anlatmakla kalmıyor; onun etrafındaki insanların hayatlarına da geniş yer açıyor. Bu yönüyle eser, tek bir ana karakter etrafında dönen klasik bir anlatıdan ziyade, farklı hayatların kesiştiği bir insan panoraması sunuyor. Daha ilk bölümlerde Mahmut’un babasının, amcasının ölümüne sebebiyet vermesi ve bunun yarattığı vicdan azabı, hikâyenin temel kırılma noktalarından biri olarak karşımıza çıkıyor. Bu olay, yalnızca bireysel bir suçluluk duygusu değil; aynı zamanda sonraki kuşağın kaderini belirleyen bir travma hâline geliyor. Baba, bu deneyimin etkisiyle oğlunun denizci olmasını istemezken, Mahmut’un içinde giderek büyüyen deniz arzusu, anlatının ana gerilimini oluşturuyor. Roman ilerledikçe, yan karakterlerin hikâyeleri belirginleşiyor ve yer yer ana anlatının önüne geçiyor. Halil Usta, Kasım Efendi, Nusret Ağa, Murat Dayı, Erkek Fatma ve Aliş gibi karakterler, yaşadıkları kayıplar, sakatlıklar, yoksulluk ve çaresizliklerle daha güçlü bir gerçeklik duygusu yaratıyor. Bu karakterlerin her biri, kendi içinde tamamlanmış birer hikâye gibi işlenmiş. Bu nedenle, roman bittiğinde akılda en çok kalanların onlar olması şaşırtıcı değil. Hatta yer yer, asıl anlatının Mahmut değil de bu insanlar olduğu hissi oluşuyor. Mahmut’un denizle kurduğu ilişki ise zaman içinde dönüşerek derinleşiyor. İlk denize açıldığı anlarda, fırtınanın ortasında bile yıldızları fark edebilmesi, onun dünyaya çocukça bir saflıkla bakabildiğini gösteriyor. Felaketin içinde güzelliği görebilmek, onun karakterinin en ayırt edici yönlerinden biri. İkinci kez denize
1000Kitap
Aganta Burina BurinataHalikarnas Balıkçısı · Bilgi Yayınevi · 20226,2bin okunma
Küçük Şey Yoktur
Puan vermedi·88 syf.··
Beğendi
·
2026 21. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 15 Nisan 2026 21:49
Böyle Küçük Şeyler, her ne kadar kurmaca bir eser olsa da, Magdalen çamaşırhaneleri gerçeğine güçlü bir gönderme yapar. İrlanda’da uzun yıllar boyunca varlığını sürdüren bu kurumlarda kadınlara uygulanan baskı, dışlanma ve çoğu zaman üstü örtülen şiddet, metnin arka planında belirleyici bir rol oynar. Sayfa sayısı bakımından kısa olmasına rağmen, eser yoğun bir etki bırakır. Anlatı; gizli kapılar ardında yaşanan acıları, genç kızlara yöneltilen sistematik baskıyı ve toplumun —kadınlar, erkekler ve din adamları dahil— bu duruma bilinçli ya da sessiz kalarak ortak oluşunu gözler önüne serer. Burada asıl dikkat çeken nokta, kötülüğün yalnızca eylemle değil, suskunlukla da sürdürülebilir olduğudur. Hikâyenin merkezinde yer alan Furlong, geçmişiyle kendi içinde hesaplaşan bir karakterdir. Babasını hiç tanımamış olması, onun hayatı boyunca taşıdığı bir boşluk ve sorgulama alanı yaratır. Buna rağmen, beş kız çocuğunu sevgiyle büyütmeye çalışan, onları iyi insanlar olarak yetiştirmeyi amaçlayan bir babadır. Bu yönüyle Furlong, hem eksikliği hem de sorumluluğu aynı anda taşıyan bir figürdür. Çamaşırhanede karşılaştığı küçük bir kız, onun için bir kırılma noktası olur. Gördüğü gerçeği görmezden gelmek ile müdahale etmek arasında bir seçim yapmak zorunda kalır. Ve sonunda, tüm olası sonuçları göze alarak, en azından bir çocuğu oradan kurtarmayı seçer. Hikâye, bu eylemin sonuçlarını açıkça göstermese de, yaklaşan bedelin ağırlığını sezdirir. Sonuç olarak eser, bireysel bir vicdan hikâyesi üzerinden kolektif bir suçun altını çizer. Kurmaca olmasına rağmen, bir dönemde binlerce kadının ve çocuğun hayatını karartan tarihsel bir gerçekliğin edebi bir yansımasıdır. Bu yönüyle Böyle Küçük Şeyler, küçük görünen bir iyiliğin bile büyük bir karanlığa karşı anlam taşıyabileceğini
1000Kitap
Böyle Küçük ŞeylerClaire Keegan · Jaguar Kitap · 20223,602 okunma
Her Çağda Kadın
9/10
·224 syf.··
Beğendi
·
2026 17. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 31 Mart 2026 14:50
Tarih, çoğu zaman iddia edildiği gibi tarafsız bir kronoloji değil; kimin elinde kalem varsa onun zihniyetiyle şekillenen bir anlatıdır. Dr. Binnur Çelebi’nin "Eski Çağda Kadın" adlı eserinde izini sürdüğümüz gerçeklik tam da budur: Kadın, tarihin en eski dönemlerinde tanrıça heykelleriyle kutsanan, toplumun merkezinde ve en üst seviyelerde yer alan bir figürken, nasıl oldu da arka plana itildi? İnsanlık tarihine bakıldığında, Sümerlerden Akatlara, Antik Yunan’dan semavi dinlere kadar tüm ritüellerin şaşırtıcı derecede birbirine benzediği görülür. İnançlar ve isimler değişse de öz aynı kalmıştır. Ancak bu süreçteki en radikal kırılma, anaerkil düzenden ataerkil sisteme geçiştir. Bu geçiş, sadece bir yönetim biçimi değişikliği değil, kadının toplumsal hafızadan silinmesinin başlangıcıdır. Kadınların tarih sahnesindeki başarıları, üretimdeki rolleri ve kutsallıkları neden bugün "tozlu sayfalar" arasında saklı kaldı? Yanıt basit ama sarsıcı: Çünkü tarihi yazanlar erkeklerdi. Tarih, erkek egemen zihniyet tarafından kaleme alındığı an, gerçekler göz ardı edilmeye; kadının üstünlüğü ve varlığı bilinçli bir şekilde örtülmeye başlandı. Kadın tanrıçaların yerini eril ilahlar, kadın bilgelerin yerini ise erkek yöneticiler aldı. Kitabın sunduğu kanıtlar gösteriyor ki; dün "başka bir isimle" karşımıza çıkan kısıtlamalar, bugün modern dünyanın farklı maskeleri altında devam ediyor. Ritüeller şekil değiştiriyor, diller farklılaşıyor ancak kadını yok sayma zihniyeti binlerce yıldır aynı dirençle korunuyor. Kadın, her dönemde sistemin dışına itilmeye çalışılmış; varlığı ise ancak erkeğin tanımladığı sınırlar içinde kabul görmüştür. Sonuç olarak; Tarihin derinliklerinde saklı kalan o kadın figürleri, aslında bugün verdiğimiz var olma mücadelesinin temelini oluşturuyor. Gerçekleri
Eskiçağ’da KadınBinnur Çelebi · Urzeni Yayıncılık · 202152 okunma
Reklam