Fatime Tülübaş

Fatime Tülübaş
SADECE VE SADECE KİTAP
İyi ile Kötünün Bitmeyen savaşının dava kayıtları
Puan vermedi·264 syf.··
Beğendi
·
2025 51. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 21 Ağustos 2025 09:55
Yüzyıllar boyunca sayısız düşünce ve fikir, farklı zihinlerde filizlendi; bazıları gerçek, bazıları gerçek olmayan. Zamanla bu fikirler büyüdü ve köklü bir ağaca dönüştü: hayâl gerçek, gerçek hayâla evrildi. Artık neyin gerçek, neyin hayâl olduğu birbirine karıştı. Gece Savaşları'nda da böyledir. İnsanlar mahsullerini korumak, kendilerini savunmak için çaba gösterir. Ama biz onların zihinlerini, yaşam tarzlarını, karşılaştıkları zorlukları tam olarak bilmediğimiz için, bugün bunlar bize çok basit görünebilir. O dönemde insanlar cadılara, büyücülere inanıyor ki eski çağlarda iyi mahsul ve korunmak için tanrılara kurbanlar sunuluyordu; bu, onların hayata tutunma çabalarının bir parçasıydı. Örneğin, kitapta geçen bir dava kaydında bir kadının yalnızca komşusuna yardım ettiği için cadı ilan edilmesi, insanların korku ve belirsizlik karşısında geliştirdiği inanç sistemlerinin ne kadar sert ve hayat belirleyici olduğunu gösteriyor. Mesela batıl inançlar, kolektif bilinçte ilk insanların olduğu dönemden ekilmiş bir tohumdur. Ve tohum, o günden yaşadığımız çağa kadar çok köklü bir ağaç hâline gelmiş; dünyanın neresinde, hangi zamanında yaşarsak yaşayalım, ağacın dalları farklı inançları temsil ederek hikâyeler değişse de öz aynı kalarak günümüze ulaşmıştır. Bizler de çoğu zaman bu batıl inançların gölgesinde yaşıyoruz. Bu nedenle, geçmişte insanların hayata tutunmak için geliştirdikleri inançlara gülüp geçmek ve yargılamak yerine, onları anlamak gerekir. Din adamlarının da tutumuna yönelik eleştiri burada önemlidir. Din, insanlara gerçek ile hurafeyi ayırt etme yetisi kazandırmalıydı; ancak çoğu zaman batıl inançların gölgesinde hareket etmişlerdir. Hangi dini olursa olsun, ayrım yapmaksızın, dinin bazı uygulamaları insanların gerçek olmayan şeylere inanmasını ve hatta
Gece SavaşlarıCarlo Ginzburg · Pinhan Yayıncılık · 2022191 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Tarihin Arka Sokaklarında Gezinti
Puan vermedi·315 syf.··
Beğendi
·
2025 46. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 07 Ağustos 2025 18:08
Büyük olaylar değil, sıradan insanların yaşadıkları deneyimler tarihdir. Biz genelde tarihin büyük olaylarla, eylemlerle yazıldığını sanıyoruz. Ama genelde tarih arka sokaklarda, insanların zihniyetiyle, dünyaya bakış açılarıyla ilmik ilmik işleniyor. Her milletin yaşadığı kültürel günlük yaşam da farklı. Aslında tarih gördüklerimizde değil, görmediklerimizde saklı. 1. Bölüm 17. yüzyıl Fransa’sında köylülerin sefaletle boğuştuğu bir dünyada masallar, hem bir kaçış hem de bir direnç biçimiydi. Yoksulluk, kıtlık ve sınıf uçurumu öylesine derindi ki, insanlar ekmek değil, hayal kurarak hayatta kalıyordu. Bugün çocuklara anlatılan, şirinleştirilmiş masalların ardında aslında aç bir halkın ruhu yatıyor. Kırmızı Başlıklı Kız, Parmak Çocuk, Hansel ve Gretel gibi masallarda yiyecek bir şeyler bulmak, kurtlardan ya da ormandan kaçmak kadar önemlidir. Bu öyküler çocukların değil, yetişkinlerin ortak hafızasında yankılanıyordu; sadece eğlence değil, aynı zamanda bir anlam arayışıydı. Köylü anlatıcının ağzından çıkan her masal, sefaletin içinden doğmuş bir hayal ürünü değil; tam tersine, o sefaletin aynasıdır. Masallar, hayatta kalma stratejileridir. Dilekler çoğu zaman bir tabak yemek, bir çuval un, bir parça et etrafında döner. Masallar sadece anlatılmaz, yaşanır. Masallar ve anlatıcılar, uğultulu bir kargaşa içinde dünyayı anlamlandırmaya çalışıyorlardı. 2. Bölüm Büyük Kedi Katliamı sadece “vahşet” değil, aynı zamanda bir anlatı biçimidir. Alt sınıfların neye güldüğünü, neyle başa çıkamadığını, neye öfkelendiğini gösterir. Gülerek öldürmek… Ne kadar ürpertici bir şey aslında. İlerlesek bile geçmişle bağımızı hiçbir zaman koparamıyoruz. Zihniyet dediğimiz şey —yani insanların dünyayı algılama, anlama, açıklama biçimi— teknolojiden, yönetim biçimlerinden ya da
Büyük Kedi KatliamıRobert Darnton · Koç Üniversitesi Yayınları · 2015179 okunma
Endülüs’ün Ardında Kalanlar
10/10
·560 syf.··
Beğendi
·
2025 42. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 26 Temmuz 2025 23:40
Yıl 1492… İlimin ışığının dünyaya yayıldığı, ilk üniversitenin temellerinin atıldığı o yer. İşte bu yıl, karanlığın ve kötülüğün başlangıcı oldu ve kara bulutlar gibi çöktü Endülüs’ün üstüne; yüzyıl sürecek... Granada'nın düşüşü, farklı dinlerin bir zamanlar bir arada var olduğu o zarif dengenin bozulması, sonra baskılar, engizisyonlar, zorla din değiştirmeler… Hepsi, insanlık tarihinin karanlık ama unutulmaması gereken sayfaları. Herkesin aynı Tanrı’ya inanmasına rağmen kitabının ve peygamberinin farklı olmasının savaşı. Ya da herkesin Tanrı’sı farklıydı; tek olan sadece Kadir-i Mutlak olandı. (Kitabı okudukça kafamda dönüp duran buydu.) Yoksa, aynı Tanrı’ya inanıp bu kadar zalimliği yapmalarının mantıklı açıklaması yok benim lügatımda. Sözde kutsal olan adına yapılan bu barbarlığın, geçmişten günümüze hikâyesiydi okuduğum. Ki hikâye aynı; kişiler farklı, günümüzde… Yazarın da dediği gibi: "Endülüs bir coğrafya değil; kalpte açılan yaradır."Ben de o yarayı okudum, satır satır, her sayfada… Endülüs sokaklarında başlayan bu yolculuğum, sadece bir coğrafyanın değil; bir insanlık tarihinin de kara lekesinin hikâyelerinden biriydi. Bazen kızdım, bazen ben de karakterler gibi sorguladım: “Neden bu kadar zulme izin verdi?” diye Yaratıcı'ya… Karanlık kitap yakmakla başladı. Kitapları yakmak, sadece kâğıdı değil; bir halkın hafızasını, sesini, kültürünü, düşüncesini, hatta geleceğini yakmak demekti. Bir şehir…İnsanların doğduğu, büyüdüğü, dua ettiği, çocuklarını kucağına aldığı şehir… Granada. Ve şimdi o şehirde tek bir seçenek var: Dinini değiştireceksin. Değiştirmezsen ya ölürsün ya sürülürsün. Ama Meryema’nın dediği gibi: “Kalbimizi sadece biz biliriz…” “İnsan bir şehirde doğar ama asıl yurdu kalbidir. Ve o kalpte saklı olan inanç, hiçbir zorbalıkla ele geçirilemez.”
Granada ÜçlemesiRadva Aşur · Ketebe Yayınları · 2025151 okunma
İşler, günler, Kadınlar, Tanrılar, Öğütler
Puan vermedi·312 syf.··
2025 41. kitabı
Hesiodos’u daha önce okumuştum. Ama felsefe tarihi çalışırken bir kez daha elime aldım. Gözden geçirmek iyi geldi; çünkü her okuyuşta insan başka açılardan bakıyor ve ilk seferde dikkatini çekmeyen satırların farkına varıyor. Theogonia, evrenin oluşumu, tanrıların doğumu, soylar, kavgalar ve düzenler üzerine yazılmış mitolojik bir destan. Okurken ister istemez başka anlatılar da zihnimde canlandı ya da belki ben benzettim: Babil Yaratılış Destanı, Kutadgu Bilig, Dede Korkut, Gılgamış… Sanki her birinden serpintiler vardı ara ara. Aslında belki de tam tersi: Her biri ondan esinlendi. Zamanlar, kültürler, coğrafyalar değişse de insanın evrene ve yaşama anlam verme uğraşı hep vardı ve hâlâ devam ediyor. Saymakla bitmeyecek tanrılar, tanrıçalar, melez varlıklar... Thales’in “Her şey tanrılarla doludur” sözü burada ete kemiğe bürünüyor. O kadar çok tanrı ve tanrıçanın ismini ezberlemek bana göre imkânsız hem ne gerek var zaten? :) Çünkü asıl mesele onların hikâyelerinde, ilişkilerinde, kavga ve ittifaklarında saklı. İşler ve Günler ise gündelik hayat, çalışmak, geçim, insanlar arası ilişkiler, adalet, zamanın döngüsü, mevsimler... Her satırında öğütler, deyişler... Bazen bir bilgenin, bazen yaşlı bir babanın, bazen köy yerinden bir dedenin sesi gibi. Anadolu’nun izlerini taşıdığının kanıtı adeta. Özellikle insanın yaşamına, emeğe, geçime dair öğütler hâlâ geçerli; çünkü yaşamanın çilesi binlerce yıldır çok değişmedi. Ama işte tam orada, tüm bu kadim sesin içine başka bir ses karışıyor: Kadın düşmanlığı. Kadına dair öyle sözler, öyle betimlemeler var ki, metni bırakıp uzun uzun Hesiodos’la konuştum. Evet, gerçekten konuştum :) “Karını parayla satın al”, “takıp takıştırıp kıçını sallayıp aklını çelmesin”, “kadının gözü ambarında” gibi ifadeler var. Diyor ki: “ha kadına
Theogonia - İşler ve GünlerHesiodos · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20161,948 okunma
UNUTAN UNUTTUĞUNU NEREDEN BİLSİN
Puan vermedi·136 syf.··
Beğendi
·
2025 37. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 11 Temmuz 2025 07:49
Yazarın okuduğum ilk kitabı, Kitap Simyacıları Kulübü sayesinde tanıştığım ve kitaplığımda okunmayı bekleyen bir kitaptı. Baştan sona içine girebildiğim bir kitap olmadı. Gündelik dil, dağınık anlatım ve düşünce çizgisinin netleşmemesi,hep böyle mi devam edecek dediğim ve ettiği bir kitaptı. Bazen ben kitap birbirimizden uzaklaştık .. Yazar diliyle ifade edeyim " bacım okumayacaksan almasaydın beni:)) " dedi. :)) Belki zihinsel olarak daha dingin, daha sessiz ya da bana göre bir kitap arıyordum bu sıralar ya da karakter gibi ne aradığımı bilmiyordum. Her cümlede bir derinlik beklentim, kitabın yapısıyla uyuşmadı. Ama... Kitabın tamamını sadece şu birkaç satır için bile okumuş olmaktan memnunum: "Ne söylendiği değil, söyleneni kim söylediğine bakıyordu bütün cahiller gibi. Sonra insan ne söylediğine bakmaya başlardı biraz olgunlaşınca. Daha sonra ise, daha olgunlaşınca, yine ne söylendiğini değil, kimin söylediğine bakmaya başlardı. Çünkü söylenenin kimin söylediğine göre anlam taşıyacağını da öğrenmiş olurdu. En son, en olgun halinde ise tekrar, kimin söylediğinden ne söylediğine dönüş olurdu." "İnsan aklını ziyan eden bir varlıktır." Ve yine: “Hakikat diken gibi batar evladım… Tiyatro biter, saf hakikat başladığında insan artık konuşamaz, düşünemez bile. İşte o an başlar tefekkür.” Bu cümleler bana dokundu. Hatta dönüp tekrar tekrar okuyacağım satırlar oldular. Kitabın geri kalanındaki dağınıklığın arasında bu hakikat incileri, benim için yazarın sesi oldu. Bir kitabın herkese aynı şekilde hitap etmesini bekleyemeyiz. Belki bir başkasını baştan sona içine çeker bu metin. Ama benim için, birkaç güçlü düşünceyi keşfetmekle sınırlı kaldı bu okuma. Son olarak şunu söyleyebilirim: Kitap okumak, okudum bitti değil benim için, okuduğum kitapları sadece
İnsanın Acayip Kısa TarihiGüray Süngü · Ketebe Yayınları · 20212,387 okunma