“Ben aşktan daima kaçtım. Belki bir eksiğim oldu. Fakat rahatım. Aşkın kötü tarafı, İnsanlara verdiği zevki eninde sonunda ödetmesidir. Şu veya bu şekilde… Fakat daima ödersiniz. Hiçbir şey olmasa, bir insanın hayatına lüzumundan fazla girersiniz ki bundan daha korkunç bir şey olamaz.”
“ O günü unutmadım. Çocuklar hüngür hüngür ağlıyordu. Üstelik henüz aşı olmamış olanlar, aşısını olmuşlardan daha yüksek sesle ağlıyordu. O anda fark ettim ki acı çekme korkusu, acının kendisinden daha korkunçtu.”
Suçluluk duygusunun nevrozlarla bir ilgisi olabileceğini öğrenmiş olan modern ebeveynler , suçluluk duygusundan yoksun çocuklar yetiştirmeye karar verdiler. Bu bir çocuğa yapılmaya çalışılan berbat bir şeydi.
Bugün hapishanelerimiz, hiçbir suçluluk duygusuna sahip olmayan ya da yeterince suçluluk duygusuna sahip olmayan insanlarla doludur. Bizim toplumda var olabilmek için belirli ölçüde bir suçluluk duygusuna ihtiyacımız vardır.
Ama bırakın birlikteliğinizde boşluklar olsun,
Ve bırakın göklerin rüzgârları aranızda dans etsin.
Birbirinizi sevin, ama sevginizi bir zincire dönüştürmeyin.
Bırakın sevgi ruhlarınızın kıyıları arasında gidip gelen bir deniz olsun.
Birbirinizin kadehini doldurun, ama aynı kadehten içmeyin.
Ekmeğinizi birbirinize verin, ama aynı dilimi yemeyin.
Birlikte şarkı söyleyin, dans edin, eğlenin,
Ama her birinizin yalnız kalmasına izin verin.
Aynı müzikte titreşseler de, bir lavtanın telleri bile ayrı ayrı durur.
Kalplerinizi birbirinize verin, ama ötekinde kalmasın.
Çünkü ancak Hayat’ın eli kalplerinizi içine alabilir.
Birlikte durun, ama birbirinize çok yaklaşmayın;
Çünkü mabedin sütunları birbirinden ayrı durur,
Ve meşe ile servi birbirinin gölgesinde büyüyemez.
Halil Cibran/Ermiş