Felaketler yağmur gibi yağarken başımıza ben artık distopik anlatıları bir edebi eser olarak okumuyorum. Onları yakın bir zamanda kapımızı çalacak gelecek senaryoları olarak görüyorum. Biri yaşanacak belki birkaçı ya da hepsi… Bunlar yaşanırken sadece mutlu insanlara, mutlu ailelere üzüleceğim. Mutsuz ve yitik olanlar kalite kontrolden düşük kalite etiketi ile geçen ürünler gibi yaşadılar hayatı, hep eğreti. Bu tabloya ölüm fazla gelmez, kaçınılmaz bir beklenendir aksine. Ama ah o şen çocuk kahkahaları, uzun saatler boyunca yenen aile yemekleri, okşanan saçlar, güven veren bakışlar, sevilen bir pati, yan yana ve huzurla bir arada kalabilen insanlar… Siz asıl zayiat olurdunuz.
“Bu kadar narin ve kısa ömürlü olduğu için tüm insanlıktan nefret etmeyi denedi ama onu da beceremedi çünkü herkesten nefret etmek ile kimseden nefret etmemek farksız birbirinden.”
Bizler zayıfız ve korkak, en kötüsü de bezginiz, bezgin. Bizler kör ve dilsiziz, gözlerimizi kendi ellerimizle örtüyoruz, boğazımız kendi çığlıklarımızla tıkanmış.”