Distopyaları severim, her zaman da beni etkilemiştir. İnsanların hayranılası hayal gücünü ve kurduğu dünyayı keşfetmek kadar pek az zevk var çünkü bu dünyada. Fahrenheit 451, Hayvan Çiftliği, 1984 gibi eserleri okuyanlar ne demek isteğimi bilir.
"Aslında," dedi Mustafa Mond, "siz mutsuz olma hakkını istiyorsunuz." (s. 238)
1932' de dahiyane düşünülmüş ve yazılmış bu eserin tek kelimeyle özeti olarak bu cümle çıkardı kanımca. Kitap bittiğinde baş ağrıtacak kadar düşündürdü beni. Ben ne okudum diye sorgulattı. İşte böyle kitaplar şaheserlere dönüşür. Kitabı hatta tam olarak anlayamadığımı düşündüm çünkü kitabı bitirdiğinizde önsöz ve sonsözde yazılanlardan; kitabın dönemin koşullarından, insanlarından, ülkelerden, politik, ekonomik ve siyasi olgu ve algılarından, bazı edebi eserlerden özellikle Shakespeare gibi büyük ustalardan beslendiğini, onlardan ilham alındığını görüyorsunuz. Bu kaynakları, koşulları anlamadan yazarın amacını tam olarak anlayamazsınız.
Peki özet olarak neden yukarıda bahsettiğim cümleyi seçtim. Çünkü bu kitap bence özetle; mutluluğun kesin olarak bulunduğunu aslında satın alındığını anlatmaya çalışmış. Mutluluk karşısında insan; edindiği tüm değerlerden, biyolojik, fizyolojik özelliklerinden, duygularından, hislerinden, sahip olduğu içgüdüsel özelliklerinden, bilimden, sanattan, seçme özgürlüğünden ve insanı insan yapan kusurlardan vazgeçmiştir. Adeta insan biyolojik bir robot haline gelmiştir.
Kitabın ilginç gelen ve sorgulatıcı bir çok yönü var. Örneğin doğum yerine kuluçka (şişeli tüplerin içinde) ile embriyo üretimi, eğitim sisteminin hipnopedya (uyku eğitimi) ile sağlanması ve en önemlisi sistemi kuran ve ayakta tutan şartlandırılma metodunun uygulanması. Burada da verilen en önemli üç mesaj: Cemaat, Özdeşlik ve İstikrar. Bu üçleme ile