Sanki yalnızca korku ve nefret birbirine aitmiş, korku ve aşkın birbiriyle hiçbir bağı yokmuş gibi! Sanki aşkı ilginç kılan korku değilmiş gibi! Doğayı kucakladığımız sevgi ne tür bir sevgidir? İçinde gizli bir korku ve dehşet yok mudur? Doğanın güzel uyumu kuralsızlık ve vahşice bir kargaşa ile gerçekleşmez mi? Güvenliği ise sadakatsizliğinden gelmez mi? Ama zaten en hayret verici olan bu kaygıdır. Aynı şekilde aşkın ilgimizi çekmesinin nedeni de budur.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Bir olayın bizim tarafımızdan anımsanması için zaman çizelgesinde ne kadar uzakta olması gerekir? Özlemin hafızasının artık uzanamayacağı uzaklık nedir? İnsanların büyük çoğunluğunun bu açıdan sınırı vardır: zaman çizelgesinde kendilerine çok yakın olan şeyleri anımsayamadıkları gibi, çok uzak olanları da anımsayamazlar. Benim sınırım yok. Dün yaşanan şeyleri, zamanda bin yıl öteye itiyorum, ama sanki dünmüş gibi anımsıyorum.
Eğer ayna bir insan olsaydı, bu durum ne büyük bir ıstırap verirdi. Aslında böyle olan bir çok kimse yok mu? Yalnızca gösterdikleri andan başka hiçbir varlığa sahip olamayan, özü değil yalnızca yüzeyi kavrayabilen, özün kendisi görünmek isteyince her şeyi kaybeden.
Bir kimsenin, yolunu kaybetmiş bir yolcuyu yanlış yöne yöneltip sonra da onu bu hata ile baş başa bırakması korkunç bir şey ise de; bir kimsenin kendi içinde felakete yönelmesine neden olmanın yanında ne kadar kötü olabilir ki? Nihayetinde yolunu kaybeden yolcu, etrafındaki manzaranın sürekli değişmesinde teselli bulabilir ve her bir değişimle, yeni bir çıkış yolu bulma umudu doğar. İçsel olarak felakete sürüklenen bir kimsenin manevra alanı çok dardır; kendisini kısa süre içinde asla içinden çıkamayacağı bir kısır döngünün içinde bulur.