Bu öğretmen, Alacüvek'in çocuklarına, altın kuş masalını, "Çobanım, Çobanım" şarkısını, bir de "Arayı Kim Kesti” oyununu öğrettikten sonra gitti. Yerine gelense, Alacüvek'e bir bavul dolusu kitap, ütü diye bir şey, bir de "Bilen bilmeyeni dövecek" diye bir kural getirdi. Bu kural sayesinde, pısırıklar okumayı herkesten çabuk söktüler. Kerrat cetvelini su gibi ezberlediler. Sokakta kendilerine dayak atanlardan, tahta başında intikam aldılar. Tahta başında dayak yiyen, okuldan çıkar çıkmaz kendisine vuranın kafasını yardı. Kafası yarılan ertesi gün okulda öğretmen ne sorduysa bildi. Sonunda köyün çocuğu birbirine düştü. Ceplerine, eteklerine taş doldurup birbirlerinin yolunu gözlemekten okula gidemez oldular. Kavga az zamanda büyüklere sıçradı. Çolak Dudu'yla, Sümüklü Möhübe pınarın başında "Al! Al!" diye karşılıklı kıçlarını dövüp çamaşır tokaçlarıyla birbirlerine saldırdılar. Sümüklü Möhübe'nin kafası yarıldı. Çolak Dudu'nun entarisi yırtıldı. Üç güne kalmadan da Alacüvek'te kulağı kuyruğu kesilmedik eşek, içine işenmedik kuyu, domuz yağı sürülmedik kapı kalmadı.