Adımlarımızdan karda yürüyormuşuz gibi sesler geliyordu. Her yer insan doluydu; kapı önlerine yaslananlar, banklarda oturup çevrelerindeki boşluğa dalıp gidenler... Hepsi buzdolabının dibine itilmiş artık yiyecekler gibiydi.
Kaldırım cam kırıkları ile doluydu. Takılıp düşsek fena yaralanırdık. Dün iri parçalar vardı ama bugün ufalanmıştı hepsi. Yarına belki kristal tozu görecektik. Vancouver buruna çekilecek özüne iniyordu.
Acil servise film setinde hiç bir repliği bulunmayan figüranlar misali daldık. Uygun bir benzetme diyeceğim çünkü acil servis, baştan aşağı korku filmiydi.