İnsanlar yıllarca uğraşmışlar, eylemler yapmışlar, yönergeler hazırlamışlar, önlemler almışlar; bilimsel makaleler, tezler, kitaplar kaleme almışlar. Ama dünya daha da kötüye gitmiş.
"Yaşamak cesaret ister. Kabuğu hala sağlam olan tohum ile çatlamaya başlamış olan tohum aynı özü taşır ama yalnızca kabuğunu kırmaya cesaret eden, yaşam serüvenine atılabilir." Diyor yazar.
Nefes almak fizyolojik bir olay istemsiz, ya yaşamak?
Hangimiz ne kadar yaşadık, yaşıyoruz hayatı?
Mutlu olduğumuz anlar mı yaşamak?
Kendimizi iyi hissettiğimiz anlar mı?
Üzüntüden ağlayıp, sonra ruhun hafiflemesini izlemek mi?
Kendimiz olduğunuz anlar mı yoksa? Evet.
Bir ağaç gibi kendimize kök saldığımız anlar.
Kendinizde, kendi çiçeklerimizi büyüttüğümüz anlar.
Kendimize emek ettiğimiz her an, yaşıyoruz!
Halil Cibran az ve öz kelimelere kat kat anlamlar yükleyen, anlamlarda kendimizi bulmamızı sağlayan, düşündüren, geliştiren bambaşka bakış açılarıyla ruhumuzu renklendiren bir yazar.
Üstelik bunu, bir amaç olarak yapmıyor. O sadece kendi ruhundan gelen mucizevi gücü kelimelere uygun bir şekilde dökebiliyor ve okuru etkilemekte çok başarılı.
Halil Cibran'dan öğreneceğimiz çok şey var.
Bunların en önemlisi de kendimizi öğrenmek!
Zeki insanlar için evliliğin temeli, gerçek bir dostluktur. Bu dostluk sayesinde hem kişinin kendi hayalleri hem de sevdiği insanın hayalleri uğruna birlikte mücadele ederler. Bu hayaller olmadan, evlilik sadece mutfakta yenilen bir dizi öğle ve akşam yemeğinden ibaret olur.