Bir tutkuya ihtiyacım vardı, yarattım. Ama tutku acıya götürüyor insanı ya da acıyı insana getiriyor. İnsanın acısı mı tutkusundan doğuyor, tutkusu mu acısından bilmiyorum.
Yazıklar olsun âşık olmadan.. sevgilisini bilmeden aşk uğruna, sevgili uğruna destan yaratmak şevkine kapılmayan gençlere!
“Yazıklar olsun BEN demeyip de, sünepeliğin, silikliğin avuntusunu BİZ’de arayan gençlere. Yazıklar olsun, yazıklar ki, bir daha genç olamayacaklar ve gençlikleri olgunluk, yaşlılık çağlarını kurtaramayacak; ezik ve silik göçüp gidecekler. Kişileşemeyecekler; gururların en haklısını, en saygınını tadamayacaklar!
Adamın birisi, gençlik bilseydi, yaşlılık yapabilseydi, demiş belki de bir atasözüdür bu. O, ya da bu; analık, babalık, genel olarak da, eğitim, edinilen gerçekleri gençliğe aktaramadıktan sonra neye yarar? Sanatların en büyüğü, en değerlisi ve en yararlısı -elbette- gençlik çağını iyi kullanmak sanatıdır; bu sanatı öğretemeyen eğitim kaç para eder?
“Mirasyedilik denen şeyi herkes çirkin bulur. Karalar da. Ama, sıra, Tanrı’nın bütün kullarına eşit olarak bağışladığı en değerli miras’a, gençliğe gelince, hemen hemen herkes har vurup harman savurur, deli bir mirasyedi kesilir. Sevdiğim bir şair; Gençlik böyledir işte/Gelir gider/Ve kırılır sonra kolun kanadın/Koşarsın pencereden pencereye, diyor.