Bu kitapta, Meclis Üyesi Golan Trevize, tarihçi Janov Pelorat ve Gaia’lı Bliss’in, yirmi bin yıl önce insanların robotlarla beraber yaşadığı efsanesiyle anılan Dünya’yı arama macerasına tanık oluyoruz.
Hikâyeye dair düşüncelerime gelecek olursam, bu eser benim için serinin şu zamana kadar okumuş olduğum kiraplar arasında en tatmin edici kitabıydı. Olayların kolektif bir şekilde ilerleyişi, hem heyecanı hem de beklentiyi sürekli canlı tutuyor. Gemi içerisindeki o çaresiz arayışlarda Trevize ve Pelorat’ın mantıklı çıkarımları, okuyucunun nabzını sürekli yüksek tutan bir etki yaratıyor. Her bölümden sonra kendi zihninizde kurgular yaparak hikâyenin sonraki adımlarını tahmin etmeye çalışıyorsunuz. Ayrıca, Vakıf serisinin ilk kitaplarındaki yoğun ama kısa süren olaylar silsilesinden sonra, tanıdık karakterlerle yeni bir maceraya atılmak da okuyucuyu ayrı bir şekilde memnun ediyor.
Hikâyenin pek çok yönü kitabı cazip kılsa da, bazı gereksiz unsurlar da barındırıyor. Örneğin, kitapta yer alan gereksiz cinsellik içeren bölümler benim için oldukça can sıkıcıydı. İlk başlardaki bu tarz bölümleri okuduktan sonra, bir daha bu tür sahnelerin karşımıza çıkmayacağını düşünerek devam ettiğimde, ilerleyen kısımlarda tekrar karşılaşmak motivasyonumu düşürdü. Bunun Asimov’un ilk üçlemeyi yazdıktan 30 yıl sonra seriye geri dönmesinden kaynaklandığını düşünüyorum.
Bununla birlikte, bazı olayların gelişim süreci biraz uzatılmış gibi görünse de, kitabın sonuna geldiğinizde bu durumun aslında yerinde olduğunu fark ediyorsunuz. Yine de okurken, sabırsızlanarak bir an önce sonuca varma isteği duyabilirsiniz.
Şimdi, hikâyedeki olayları daha ayrıntılı olarak incelemek istiyorum. Ancak şunu belirtmeliyim ki, bundan sonraki kısım Vakıf serisinin ilk dört kitabını ve Robot serisini okumayanlar