Okuyup eksimlerimi söylerseniz çok mutlu olurum :). Zaman kavramı önemini yitirmişti.Icindeki boşluk o kadar büyümüştü ki haddini aşmıştı. Hayatının tekdüze oluşu onu yaşamın dışına itmişti. Iradesini özgür olduğu halde kullanamamak kendisini bir bitki gibi hissettiriyordu . Yağmurun yağışı, havanın soğuk olması , onun gülüşü... Hiçbir şey ama hiçbir şey onu heyecanlandırmaya yetmiyordu . Bir şeyler yapmalıydı, yapacaktı da. Bu boşluğu küçük küçük mutluluklarla doldurmalıydı. Çünkü bir evren gibi saniye saniye çoğalan bu boşluk , onu ölüme kadar yalnız bırakmayacak ve hazin sona daha da yaklaştıracaktı. Bir hata yapmalıydı belki de.Onu bir süre oyalayacak ve dikkatini kendi üzerine çekebilecek bir hata. Hatalar... Hayat onlarla dolu.O kadar çoklar ki onları büyük, küçük, pembe gibi sıfatlarla sınıflandırdık. Yaradılış belası olan bu hata yapma güdüsune sahipken yapacak hata aramak yalnızca bir delinin işi olabilirdi.Tanrı bunu neye yorumlayabilir? Beklentim o kadar düşük ki vereceği ufak bir mutluluğun benim boşluğumdan tasacagından endişeliyim. Tanrı endişe duyar mı ki? Duymaz galiba. Dünü, bugünü, yarını bilen bir varlık neden endişe duysun ki. Tanrım, bu boşluğumun kefareti güzel bir yarını yaşatır mı ki bana? Endişe kurtçukları zihnimi istila ediyor. Bir şeyler yapmak gerek . Bir umut, bir fikir, bir hikaye peşinden koşmak. Sevmeye çalışmak insanları, onlarla sohbet etmek. Yağmurda sigara tüttürmek, müzik dinlemek , sorumluluklardan kaçmak... Bunlar yeterince oyalanılabilecek şeyler değil mi ? Insan oğluyuz nankörüz. Büyük saadetlere kaptırdık mı kendimizi ne ufak bir gülümseme ne de bir çiçeğin taze yağmurlu kokusu onu mutlu etmeye yetmiyor. Aslında bizler, sırtlarına fazla yük bırakılmış olduğundan yorgun insanlar mıyız? Bu yorgunluk sabır yetimizi mı