Bu kitapta Yaşar adında bir adamın hayatını okuyoruz. Yaşar, kağıt üzerinde ölü görünüyor ama gerçekte yaşıyor. Hayatta olduğunu kanıtlamaya çalışırken başına gelmeyen kalmıyor. Devlet daireleri, mahkemeler, saçma kurallar… Herkes bir şey söylüyor ama kimse sorunu çözmüyor. Kitabı okurken hem güldüm hem de üzüldüm. Çünkü bu hikâye, sadece Yaşar’ın değil, hepimizin yaşadığı bir durum gibi geldi bana.
Bence Aziz Nesin, hayatın içindeki karmaşayı çok güzel yakalamış. Yaşar’ın başına gelen olaylar komik görünüyor ama aslında insanı düşündürüyor. Sistem, insanı bazen o kadar çaresiz bırakıyor ki “Böyle şeyler gerçek olabilir mi?” diye soruyorsunuz. Ama sonra dönüp kendi hayatınıza bakınca, benzer saçmalıklarla zaten karşılaştığınızı fark ediyorsunuz.
Okurken kendimi Yaşar’ın yerine koydum. Düşünsene, yaşadığını bile kanıtlayamıyorsun! Bu kadar basit bir şey için bile o kadar çok uğraşıyor ki insan sinirlenmeden edemiyor. Aziz Nesin burada sadece bir hikâye anlatmıyor, toplumu eleştiriyor. Ama bunu öyle ağır bir dille değil, herkesin anlayacağı şekilde yapıyor.
Bence bu kitap herkesin okuması gereken bir eser. Çünkü hem güldürüyor hem de düşündürüyor. Bazı yerlerde sinirleniyorsunuz, bazı yerlerde kendinizi sorguluyorsunuz. Sistem dediğimiz şeyin aslında insanları ne kadar sıkıştırdığını çok güzel anlatıyor. Çok akıcı, çok etkileyici ve çok gerçek bir kitap.
Not: Hepimiz caanım ülkemde bir Yaşar olmadık mı? Yaşıyor muyuz, yaşamıyor muyuz? Bu soruların cevaplarını bilen bilmeyene anlatsın:)