Günümüzde kişi, ilişkide olduğu insanlara karşı da sahip olma eğilimiyle doludur. Doktordan, dişçiden, avukattan ve işçiden bahsederken, "benim doktorum", "benim dişçim", "benim avukatım" ve "benim işçim" demektedir. İnsanlar dışında eşyalar, hatta duygular bile, bir mülkiyet kapsamı içinde anlatılırlar. "Benim hastalığım", "benim ameliyatım", "benim ilaçlarım" derken, kişilerin yaşadıkları olayları sahip oldukları şeylermiş gibi ele aldıkları görülür. Böyle kişilerin sağlıklarındaki bir bozulmayı, ellerindeki hisse senetleri değeri yitirmiş gibi algılayıp öyle değerlendireceklerine de kuşku yoktur.
Buna benzer biçimde, fikirler ve inançlar da kişilikten ayrılıp dışlaştırılmakta ve sahip olunabilir mülkiyetin bir parçası gibi görülmektedir. Alışkanlıklar da öyle. Her sabah belirli bir saatte kahvaltısını yapmaya alışmış bir kişiyi ele alalım. Bu olayı değiştirecek herhangi bir durum söz konusu olduğunda, alışkanlığına bir mal gibi sarılmış olması nedeniyle, o kişi onun değişmesinin, kendi güvenliğini tehlikeye düşüreceğini sanıp buna karşı çıkacaktır.