Pir, bu mühürlenmenin sadece günahkârlıkla değil Allah aşkıyla da olabileceğini ve bazı kulların, kul ne kadar hataya düşse de Allah'ın onun kalbini aşkıyla mühürlemiş olması gereği er geç Allah'a döneceği çünkü "aşkın mührünü" taşıdığını belirtir... Bu ne muhteşem bir açılımdır... Her ayetin Celali ve Cemali açılımı olduğunu unutmadan hem olumlu hem olumsuz manası olan ayetlerin belki de siz kendinizi küfre düşmüş ve bitmiş sanırken Allah'ın sizi bir anda kendine çevireceği işareti taşıması nasıl da olağanüstü bir sevgidir Allah'ta kuluna..
"Demek ki Allah istedi..."
İşte maalesef, biz bunu bilmesek de insanla, yani âdemoğluyla şeytan arasındaki en büyük fark da tam burada yatar.
Şeytan hataya düştüğü için cennetten kovulurken Allah'a, "Beni sen azdırdın, istemeseydin azmazdım!" demiştir...
Âdem ise kendisi hataya düştüğü için “Allahım ben nefsime zulmettim!" diyerek hatanın aslında kendisinde olduğunu fark etmiş ve Allah'ın affı ve lütfuna yeniden mazhar olmuştur...
Bizler Kuran'da anlatılan bu hikâyeden hayatımızın özüne ve kadere ilişkin en önemli mesajı almalıydık aslında...
Tefekkür fiili fekere fiilinden türemiştir. Bir konu hakkında fikir üretmek, düşünmek ve o meselenin şuuruna varmak anlamındadır. Biliyorsunuz ki bu insanlara mahsus bir özelliktir ve onu diğer varlıklardan ayıran da budur.
Insanın kendini fethetmesi sanatında en önemli unsur düşüncelerle davranışlar arasında sağlam alışkanlık bağları kurabilmek; bu alışkanlık bağlarının, aklımıza ne zaman bir düşünce gelirse gelsin eylemin düşünceyi, refleksin verdiği dikkatle, canla başla takip edeceği şekilde birbirine kenetli olmasını sağlayabilmektir.