Sonuçta, nifak sohumlarından temizlenmiş bakanlar Kurulu artık yekpar bir blok halindeydi, tek şef, tek irade, tek proje, tek yol. Mevkisinin saygınlığına uygun kocaman koltuğunda oturan cumhurbaşkanı, parmak uçlarıyla alkışlayarak, aynı zamanda da yüzünün ciddi ifadesiyle, başbakanın konuşmasında küçücük bile olsa bir referans konusu olmamasının kızgınhğını belli ediyordu. Karşısındakinin kim olduğunu biliyor olmalıydı. Gürültüyle avuçları şaklatarak alkışlamalar giderek azalmaya başladığında başbakan sağ elini kaldırarak sessizlik istedi ve, Her gemi yolculuğunun bir kaptanı olmahıdır, ve ülkenin karşı karşıya olduğu tehlikeli yolculukta bu kaptan başbakanınızdır ve öyle de olmalıdır, dedi ve devam etti, fakat engin okyanusta ve fırtınalarda pusulasız yol alan geminin vay haline, ancak, beyler, bana ve gemiye kılavuzluk eden bu pusula, bu pusula ki, kısacası, hepimize rehberlik etti, burada, bizim yanımızda, deneyimiyle daima bizi yönlendiriyor, bilge öğütleriyle daima bizi teşvik ediyor, eşsiz örneğiyle daima bizi eğitiyor, bunları verdiği için binlerce alkış ve binlerce teşekkür ekselansları sayın cumhurbaşkanına. İlkinden daha sıcak uzun uzun alkışlar bitecek gibi gözükmüyordu, ve başbakan avuçlarını çırptığı sürece, kafasındaki saat ona, Yeter, bırak artık, o kazandı, demedikçe bitmeyecekti. Bu zaferi onaylamak iki dakika daha sürdü ve sonunda, cumhurbaşkanı, gözlerinde yaşlarla, başbakana sarılıyordu.