Ömrümüzün bütün günlerini birbirimize veda ederek, yarın görüşürüz deyip bize de bunun dendiğini işiterek geçiriyor olmamız ve mukadderat gereği, o günlerden birinin bu kişilerden biri için son gün olması, ya yarın görüşürüz dediğimiz kimsenin ya da bunu diyen kendimizin artık hayatta olmaması ilginç.
...üstelik, bunca umut bağlanan olağanüstü hal ilanı arzulanan yönde elle tutulur hiçbir etki yaratmamışti, şöyle ki, bu ülkenin yurttaşları anayasanın kendilerine bahşettiği hakların düzenli olarak yürürlükte olmasını talep etmek gibi sağlıklı bir alışkanlığa sahip olmadıklarından, askıya alınan şeyin hesabını sormamaları mantıklı, hatta doğaldı.
Bizler, diyorlardı, saygıdeğer okurlarımıza suistimal edici müdahalelerden ve hoşgörülemez kısıtlamalardan muaf bir bilgiye ve bir kanaate erişme olanağı sunmayı, ki bu aynı zamanda bir haktır, çok arzularız, özellikle de şu an içinden geçmekte olduğumuz gibi nazik dönemlerde, fakat durum böyle, başka türlü değil, günün yirmi dört saati sürekli gözetim altında çalışmak zorunda olmanın ne demek olduğunu ancak gazetecilik mesleği içinde her zaman onuruyla yaşayanlar bilebilir...