Çevremdekiler için elimden geleni, hatta gelmeyeni yapar, kendime bile ayırmadığım zamanı onların selameti için gözümü kırpmadan harcardım. Birilerini mutlu etmeye çalışırken yorulmaz, sakınmaz, sıkılmaz, usanmazdım. Yanımda kendilerini anlaşılmış ve tamamlanmış hissetsinler, öyle ki yarım kalmaktan korkup gidemesinler isterdim. Fakat öyle olmadı. Bazen geride, bazen ileride ama nihayetinde hep yalnız kal dım.
Her şeyin geçtiğini, zamanın cümle derde şifa verdiğini söyleyenlere sövüyordum içimden. Dünyanın en büyük yalanıydı bu. Zaman geçiyordu, evet. Zamanın geçtiği doğruydu. Ama zamandan başka hiçbir şeyin geçtiği yoktu.
Hayat seni istediği kadar ürkütsün, canını yaksın, en yakınların çirkin maskeler taksınlar... Hayat bu, de kendi kendine, ikinci kez çağrılmayacağım bir oyun, bir zevkler ve acılar oyunu, bir inançlar ve aldatmalar oyunu, bir maskeler oyunu, bir aktör ve bir gözlemci olarak sonuna kadar oyna, gözlemcilik daha iyidir, ne zaman istersen bırakabilirsin. Beni sorarsan, "imdat çıkışı" sayesinde ayaktayım. Çünkü emrimde, ve onu kullanmayacağımı biliyorum. Ama ahiretin anahtarı bende olmasa kendimi kapanda hissederdim, derhal kaçmak isterdim!"
İnsan o yaşlarda zaman çabucak geçsin de çocukluğun esaretinden kurtulup tümüyle özgürleşsin istiyor. Geçen zamanın yanında götüreceklerini kestiremiyor.