gaarslnnn

İbn-i Abbas رضي الله عنه dan rivâyetle; "Israrla birlikte küçük günah; tevbeyle birlikte de büyük günah kalmaz. "Yani bir insan, küçük günahı ısrarla işlemeye devam ederse o küçük günahlar asla "küçük” olarak kalmaz, büyük günaha dönüşür. Tevbe edildiğinde de hiçbir büyük günah "büyük” olarak kalmaz ve Allah'ın affıyla silinir, yok olur gider.
Reklam
İbn Ebi Leyla anlatıyor: Zeyd b. Erkam'ın yanına geldiğimizde ona: "Bize Rasûlullah صل الله عليه وسلم'den hadis söyle" derdik. Ancak o: "Yaşlandık ve unutmaya başladık. Rasûlullah'dan hadis aktarmak da ağır bir sorumluluktur karşılığını verirdi."

gaarslnnn

, bir kitap okudu
Puan vermedi·680 syf.·
160 günde okudu
·
Okunma: 10 Nisan 2026 14:04
·
2026 4. kitabı
Kolektif
9.2/10 · 18 okunma
"Artık kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse onun mükafatını görecektir. Kim de zerre ağırlığınca bir kötülük işlerse onun cezasını görecektir." Zilzal/7-8 Mukâtil şöyle demiştir: "Bu âyetler iki adam hakkında inmiştir. Onlardan birisine bir dilenci geldiğinde ona hurma, ekmek kırıntısı, ceviz gibi şeyleri vermeyi azımsar ve şöyle derdi: 'Bunları vermek de bir şey mi?! Biz ancak sevdiğimiz değerli şeylerden verirsek sevap elde edebiliriz!" Diğeri ise yalan, gıybet, harama bakmak gibi bazı günahları hafife alır ve şöyle derdi: 'Bunlardan dolayı bana günah yazılmaz! Yüce Allah ancak büyük günah işleyenlere cehennemi vadediyor!' Bunun üzerine yüce Allah, az da olsa hayır yapılmasına rağbet edilmesini, çünkü onun zamanla çoğalabileceğini; yine hafif olarak görülse bile günahlardan uzak durulması gerektiğini, çünkü onların da zamanla çoğalarak büyük günahlar haline gelebileceğini bildirdiği bu âyetlerini indirdi: 'Artık kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse onun mükafatını görecektir. Kim de zerre ağırlığınca bir kötülük işlerse onun cezasını görecektir.' Nisaburi, s. 373 Zadu' l Mesir, c9. s 205 Begavi Tefsiri c4. s516
Şüphesiz ki (Allah), Kitap’ta size (şu hükmü) indirdi: Allah’ın ayetlerinin inkâr edildiğini ve alaya alındığını duyduğunuzda başka bir söze dalıncaya kadar onlarla beraber (aynı mecliste) oturmayın. (İnkâr etmeden ya da konuyu değiştirmedikleri hâlde aynı ortamda oturursanız) şüphesiz ki siz de onlar gibi (kâfir/müşrik) olursunuz. Muhakkak ki Allah, münafıkları ve kâfirleri cehennemde toplayacak olandır. ‎(4/Nisâ, 140) Müslüman, Allah'ın diniyle, Allah'ın âyetleriyle alay edilen bir mecliste onlarla beraber oturmaya devam edecek olursa hezimetin ilk basamağına adımını atmış olacaktır. Eğer Müslümanlar olarak bizler böyle kimselerin meclislerinde oturmaya devam edecek olursak, o zaman zımnen de olsa onların bu alaylarını, bu dalga geçmelerini sükut ederek kabul etmiş olacağımızdan, yahut da bizim onların yanında oturmamız sonucunda zımnen de olsa onlar bu suçlarını bizim de kabul ettiğimiz sonucunu çıkararak kendi suçlarına kılıf bulmaya kalkarlarsa Allah korusun o zaman Nisâdaki âyet geçerli olacaktır. "O zaman siz de aynen onlar gibi olursunuz" Ayeti bizim hakkımızda geçerli olacaktır. O zaman bizler kimliksiz, şahsiyetsiz kimseler durumuna düşeceğiz demektir. Allah'ın diniyle, Allah'ın âyetleriyle alay edilen meclislerde oturan bazı zavallı kimseler kendilerini güya sabırlı, mühasamahakâr(?) kimseler olarak kabul ederler. Böylece siyaset yaptıklarını, fikir hürriyetinden yana olduklarını iddia ederler. Halbuki Allah: Eğer onlarla oturmaya devam ederseniz, o zaman siz de onlardan olursunuz, buyurmaktadır. Halbuki Allah'ın dinini, Allah'ın âyetlerini müdafaa imanın ta kendisidir. Kişideki imanın sosyal hayatta tezahürünü anlatırken bir hadislerinde Allah'ın Resûlünün şöyle buyurduğunu biliyoruz: "İmanı en kuvvetli olan mü'min gördüğü bir kötülüğü elle düzeltir,