Şüphesiz ki (Allah), Kitap’ta size (şu hükmü) indirdi: Allah’ın ayetlerinin inkâr edildiğini ve alaya alındığını duyduğunuzda başka bir söze dalıncaya kadar onlarla beraber (aynı mecliste) oturmayın. (İnkâr etmeden ya da konuyu değiştirmedikleri hâlde aynı ortamda oturursanız) şüphesiz ki siz de onlar gibi (kâfir/müşrik) olursunuz. Muhakkak ki Allah, münafıkları ve kâfirleri cehennemde toplayacak olandır.
(4/Nisâ, 140)
Müslüman, Allah'ın diniyle, Allah'ın âyetleriyle alay edilen bir mecliste onlarla beraber oturmaya devam edecek olursa hezimetin ilk basamağına adımını atmış olacaktır. Eğer Müslümanlar olarak bizler böyle kimselerin meclislerinde oturmaya devam edecek olursak, o zaman zımnen de olsa onların bu alaylarını, bu dalga geçmelerini sükut ederek kabul etmiş olacağımızdan, yahut da bizim onların yanında oturmamız sonucunda zımnen de olsa onlar bu suçlarını bizim de kabul ettiğimiz sonucunu çıkararak kendi suçlarına kılıf bulmaya kalkarlarsa Allah korusun o zaman Nisâdaki âyet geçerli olacaktır. "O zaman siz de aynen onlar gibi olursunuz"
Ayeti bizim hakkımızda geçerli olacaktır. O zaman bizler kimliksiz, şahsiyetsiz kimseler durumuna düşeceğiz demektir. Allah'ın diniyle, Allah'ın âyetleriyle alay edilen meclislerde oturan bazı zavallı kimseler kendilerini güya sabırlı, mühasamahakâr(?) kimseler olarak kabul ederler. Böylece siyaset yaptıklarını, fikir hürriyetinden yana olduklarını iddia ederler. Halbuki Allah: Eğer onlarla oturmaya devam ederseniz, o zaman siz de onlardan olursunuz, buyurmaktadır. Halbuki Allah'ın dinini, Allah'ın âyetlerini müdafaa imanın ta kendisidir. Kişideki imanın sosyal hayatta tezahürünü anlatırken bir hadislerinde Allah'ın Resûlünün şöyle buyurduğunu biliyoruz: "İmanı en kuvvetli olan mü'min gördüğü bir kötülüğü elle düzeltir,