Beden ve tinin, iç içe iki kaşık gibi birbirlerine eriştikleri bir ara yüz hep vardır ve anlamlı mimari maddeyi anlama doğru itme çabasıyla bu ara yüzü tatmin etme amacına yönelir.
Süleymaniye ne sadece bir kapalı mekan, ne de saf bir sanat eseridir. O anlamlı bir mimaridir.
İbn Teymiye, tasavvufî menkıbeleri hep realist bir şekilde değerlendirmiş, anlatılan menkıbelerin gerçekten vukua gelip gelmediğine itibar etmiş ve değerlendirmelerini bu temel fikre dayandırmıştır. ... Halbuki menkıbelerin vukuundan çok, anlatmak ve telkin etmek istediği husus önemlidir. ... Objektif realizmi esas alan İbn Teymiye, ekseriya ruhî ve ahlâkî realizmden, meselenin telkin ve hikemî değerini takdir etmekten uzak kalmıştır.
İlâhî cemâli temâşa iştiyâkı içinde vecde gelen ve coşan sûfîler elbetteki
Cennet cennet dedikleri, birkaç köşkle birkaç huri
İsteyene ver sen anı, bana seni gerek seni
diyecekler. Dinî hisler içinde coşan ve heyecanlanıp galeyana gelen sûfîlerden ifade ve beyan serbestisini almak, duygularını ifade ederken bir takım sabit ve değişmez kalıpların içinde kalmaya ve kaidelere sıkıştırmaya onları mecbur etmek dini anlamamak olduğu kadar, his sahibi olan insanı kavramamak mânâsına da gelir.
Âriflerden birine "Allah'ı tanımanın (marifetullahın) yolu nedir?" diye sorulunca şöyle cevap verdi: "Allah varlıklar vasıtasıyla bilinmez. Bilakis varlık, O'nun vasıtasıyla bilinir."