"Son şeyler ülkesinde" distopik bir roman.
Tüm üretimin durduğu, dış dünyayla bağlantının kesilmiş olduğu, yönetimin her bir kaç ayda düşürülüp değiştirildiği, yani tüm işlerin ters gittiği bir ülkedeyiz. İstikrarlı bir yönetim kurulamadığı gibi, dış tehdit de sözkonusu olsa da, asıl sorun böyle bir dünyada hayatta kalmak. Elektrik yok, su yok, binaların çoğu enkaz, açlıktan sokaklarda hayvan bırakmamış insanlar, sokakta ölen insanların elbiselerine konmak için anında soyulup çırılçıplak bırakılması, böyle bir dünyada yaşamaktansa ölmeyi tercih eden ama ölme yolları farklı olan tarikatvari oluşumlar bir yanda, hayatta kalmak için toplayıcılığı seçen, veya çetelere dahil olup kaba kuvvetle insanlara çöken insanlar diger yanda. Ve böyle bir ortamda kardeşini arayıp bulmaya koyulan bir kadın.
Hikaye kadının ağzından eski bir dosta yazılmış uzun bir mektup şeklinde çıkıyor karşımıza. Okunuşu gayet akıcı, hikaye sürükleyici. Bildiğimiz ve alışık olduğumuz hayatın ne kadar kırılgan olduğunun altını çizen, inandırıcı ve okurken dehşete düşüren bir kitap oldu benim için.
Oldum olası severim postapokaliptik dünyaları. Bu dünyaya olan ilgimi ve sevgimi, beni oynarken hep içine çekmiş, hem hayret ve hayranlığa, hem dehşet ve korkuya sebep olmuş olan Fallout oyun serisine (dizisi de başladı) borçluyum şüphesiz. Ama seneler önce Fallout'la başlayan postapokaliptik dünya senaryoları Metro gibi kitap/oyunlar veya Last of Us, Days Gone gibi salt oyunlar ile yaygınlaşmış olsa da, asıl büyük nüfusa "I am Legend"veya "Book of Eli" gibi sinema filmleriyle ulaştı. Almanya gibi ayağı yere sağlam basan, ekonomik ve siyasi istikrarlı ülkelerde bile Black down korkuları gün geçtikçe artmakta. Bilhassa yeni dünya düzeni isteyen ve bu dünya düzeninin mesela sadece Ortadoğu'ya değil, tüm