Gamze Kütük

Her saniye biçimleri değişiyor ve geride kalıyorlardı. Dönüp bakılsa bile zaman içinde kaybolup gidiyorlardı. O akşam, Asil evine dönerken, camdan gördüğü her şeyin, doğumundan o ana kadar söylediği, nefret ettiği, yediği, düşündüğü her şey olduğuna inandı. Hepsinin yanından geçip gittiğini ve hiçbirine dokunamadığını gördü. Şerit adındaki zaman, dansına devam ederken, hayatından geçen kimseye ve hiçbir şeye değemediğini anladı.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Sonunda Tanrı sıkıntıdan patlamıştır. Buna da big bang denir.
Varılabilecek son nokta, bir noktaya dönüşmektir. Nokta mükemmeldir. İnsanın varlıktan ibaret kalması gibi. Kusursuz bir hal. İnsanın varlık nedeni, hiçliğin merkezinde var olarak mükemmel bir durağanlığa erişmek ve sonsuza kadar o halde kalmaktır. Buna, yaratarak yok olmak denir.
İnsanın amacı ve varlık nedeni, yaratarak yok olmaktır. Yaratarak yok olmak, düşüncenin kendi ısısıyla erimesidir. Yaratarak yok olmak, ışığın, yoğunluğunun artması sonucunda patlayarak evrene yayılmasıdır. Bu süreç, “yokavar” adını taşır. Yokavar boyunca insan, sahip olduğu bütün bilgi, düşünce ve yeteneği yaratmak için harcamalıdır. Her yapıt, yaratıcısını değeri kadar eksiltecektir. Sahip olduğu bütün bilgi, düşünce ve yetenekleri yapıtlara dönüştürmüş bir yaratıcı, Ben’den ibaret kalacaktır. Ben’se, hiçlik içindeki insandır. İnsanın ait olduğu yer hiçliktir. Hayatın ve dünyanın ulaşamadığı yer olan hiçlik, insanın son evidir. Hiçlik içindeki insan, yani Ben, varlıktır. Asla varlık bilinci değil. Sadece varlık. Ne eksik, ne fazla. Dolayısıyla Ben, sadece varlığını sürdürendir. Var olduğunu bilmeden. Var olduğunu düşünmeden. İkinci bir düşünceye sahip olmadan. Çünkü varlık, ilk ve tek düşüncedir.
Çünkü kendilerini mahkûm ettikleri amaçlar, doğalarına aykırıdır. Bu yüzden tatminsizlikleri, varlıkları kadar büyük olur. Oysa denklemleri basittir. Gücün ya da sevginin tatmin getireceğine inanmış, ancak ikisine de kavuştuklarında daha fazlasını istemişlerdir. Ve tatminsizlikleri, daha doğrusu, basit denklemlerinin eşitsizliği karşısında bocalayarak delirmişlerdir. Günümüz dünyası asla tatmin olmayan insanların ürünüdür. Tatminin gelmesiyse, düşünceden ibaret olduklarını anladıkları ve buna uygun davrandıkları güne kadar olanaksızdır. İnsan, Ben’iyle karşılaşana kadar acılar içinde, solucanlar gibi kıvranacak ve tatminsizlik içinde boğularak ölecektir.