Bazı insanlar hayatın en güzel yanlarına mutluluk aracılığıyla ulaşır. Bazılarıysa acıyla. Ama insanların çoğu kendini ne mutluluğa ne de acıya açar, bu yüzden hiçbir şeye gerçekten erişemez ve bu hayattan sadece sessizce geçip giderler.
"İyi olmak insanın doğasıyla uyumlu
olmasıdır. Başkalarıyla uyumlu olmaya çalışınca uyumsuzluk baş gösterir. Bir insanın yaşamındaki en önemli şey kendi yaşamıdır."
Bizim en derin korkumuz yetersiz olmak değildir. En derin korkumuz ölçüsüz bir biçimde güçlü olmaktır. Bizi en çok korkutan şey karanlığımız değil, ışığımızdır. Biz kendi kendimize, 'Ben kimim ki zeki, güzel, yetenekli ve harika olayım?' diye sorarız. Aslında, siz kimsiniz ki öyle olmayasınız?
Sizin küçük oynamanızın dünyaya bir yararı olmaz. Diğer insanlar sizin yanınızda kendilerini güvensiz hissetmesinler diye büzülüp sinmeniz aydınlanmış bir davranış değildir. Siz içinizdeki tanrının ihtişamını tezahür ettirmek için doğduğunuz. O sadece bazılarımız da değil, herkeste bulunur. Biz ışığımızın parlamasına izin verdiğimizde, bilinçsiz olarak, diğer insanların da aynı şeyi yapmalarına izin veririz. Biz korkumuzdan özgürleştiğimizde, mevcudiyetimiz otomatik olarak başkalarını da özgürleştirir...
Yaşam, kendisine bağımlı hiçbir şey olmadığı düşünüldüğünde tamamen anlamsız görünür. Herhangi bir şeyin kaynağı, yaratıcısı ve başlatıcısı olmamak, kişinin dünyadaki varlığını yersiz, sebepsiz ve gereksiz hissetmesine yol açar. Bu, sözcüğün tam anlamıyla önemsiz olmak demektir. Bu nedenle çoğu insan herhangi bir biçimde şiddetli bir otorite isteği duyar; yani, varlığının haklılığını kanıtlamaya, kendi öneminin başkalarınca tanınmasına istek duyar.