Bedenimle vedalaşmama çok vardı ama ben yine de onunla en azından belli bir süre görüşmemeye karar verdim. Onunla ilgilenmemeye. Onu küçümsemeye. Bedenim dünyayı temsil ediyordu. Ve nefret ettiğim her şey ondaydı. Güzellik, güç, kızgınlık... Son kez aynaya bakıp “Görüşürüz” deyip dışarı çıktım.
Hayatımızdaki tek gerçek nefsi müdafaa intihardı. Bedenimize ve hayatımıza saldıran aklımızdaki düşünceleri yok etmekti. Hayatımızı bizim dışımızda kimse mahvetmemişti. Ve biz o intikamın peşindeydik. Beynimizi öldürmenin peşinde...
Ama dediğim gibi, en büyük hatam insanlardan cümlelerimi bitirmelerini beklemekti. Hayatımın belli bir dönemine kadar hep böyle yaptım zaten. Gözlerinin içine baktım beni bilsinler diye. Kadınlardan bunu bekledim. Birisi gelip, “Evet, ben seni tanıyorum” desin diye bekledim. Ve o kadına âşık olacaktım. Sırf bu sihirli gün için bir sürü diyalog hazırlamıştım kafamda. Ama sonra anladım ki böylesine insanlar yoktu. Olsalar bile kitap okumuyorlardı. Kimseyi tanımıyorlardı.
Ben Kayra, yaşayan en karmaşık ruhum. Ülkemin ulusal marşındaki gibi “Hangi bilim, hangi güç beni çözecekmiş, şaşarım!”... Ruhumdaki düğümler fazlasıyla sıkı. Kimsenin onları çözecek kadar ince tırnakları yok. Bense çoktan vazgeçtim tırnaklarımı uzatmaktan. Kendimi bilmeyi bıraktım. Ölümü bilmek ve anlayabilmek bile daha kolay.