“ Senin hayallerin bile hesaplı. Her zaman öyleydi. Asla gerçekleşmeyecek olanı hayal etmiyorsun, içinde hep bir gerçeklik payı, hep bir imkan var. Düzenbazsın. Üstelik böyle yaptığın için asla gerçekten hayal kuramamış oluyorsun. Seninkiler hep mümkünler, planlar, projeler, taslaklar. Hem hesapçı hem korkak ve hem de budala olmayı bir seferde becerebiliyorsun. “
“ Ben inanma arzusuyla cezalandırılmışım fakat nasıl inanacağım, kime inanacağım, inandığımı kaç defa kaybedip kaç kez yeniden bulacağım esas soru budur.”
“ Çengelköy’deki eskiciden almıştım bu takımı. Bu kırılan son tabağıydı. Çeyizini satan bir gelininmiş. Satmak zorunda kalmış. Çok üzülmüştüm alırken de. Keşke bu gece kırılmasaydı. Gelinin ahı çıktı. Çıktı mı acaba? Mutlaka çıktı. İşte ah böyledir,kendi zamanını bekler,bekler. O gün geldi mi de mutlaka ama mutlaka çıkar. “