Burgess her zaman neşeli, umut dolu, mutluydu. Adams'sa neşesiz, umutsuz ve mutsuzdu. Gençken ikisi de taşra gazeteciliğini deneyip başarısız oldular. Burgess buna pek aldırış etmedi. Adams'sa bir süre gülümseyemedi bile. Sürekli olan şeyi düşünüp yaş tutup sızlandı. Onu bunu yapıp başarılı olmaktansa, şunu bunu yaptığı için boş perişanlıklarla kendine işkence etti.