Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Kendimi ağırlığı olan,profesyonel bir yazardan ziyade, boşlukları kapayan biri gibi görüyorum.
Bir-iki satır yazdıktan sonra kelimelerin kendi dillerinin canlı yaratığına geri dönmesine izin veriyorum. Orada hemen bir sürü başka kelime tarafindan tanınıyor ve selamlanıyorlar, bu kelimelere bir anlam yakınlıkları, zıtlıkları, metafor, aliterasyon ya da ritim ilişkileri var. Onların hoşbeşini dinliyorum. Seçtiğim kelimeleri kullanma şeklimi aralarında tartışıyorlar. Onlara biçtiğim rolleri sorguluyorlar.
Bende satırları elden geçiyor, bir-iki kelimeyi değiştiriyor ve tekrar onlara sunuyorum. Yine bir hoşbeş başlıyor.
Ağabeyim rahat. Onun özel odası var. Kitaplığı, giysi dolabı, dilediği zaman yakabileceği gaz sobası var. Ayakkabılarını bana boyatıyor. İlkin çamurlarını iyice temizlememi istiyor. Kitapları odasının duvarlarını kaplıyor. Onları çok titiz kullanıyor. İzinsiz almamızı istemiyor. Gene de o çıkar çıkmaz odasına giriyorum. Her gün geçtiğim için mi, yoksa boşluktaki duyguları yansıttığı için mi, yoksa herkes sözünü ettiği için mi, hep Sisler Bulvarı’nı okuyorum. Bekleyen gemiler. Uzak limanların özlemi. Düşlenen, erişilemeyen sevgililer.
Yaşam, şimdi ancak kavranılması ve anlaşılması gereken; oysa yaşanması gerçeğine inilmesi ilerideki yıllara atılan bir yabancı öge gibi önümüze getirilmiş. Coğrafya derslerine getirilen yerküre gibi. Kimse yaşadığımız mevsimin, günlerin ve gecelerin yaşamın kendisi olduğundan söz etmiyor. Her an belirtilen bir öğretiye, bizler hep hazırlanıyoruz. Neye?