DİKKAT! SÜRPRİZBOZAN İÇEREBİLİR!
Sevinç Çokum dili ve anlatımıyla çok beğendiğim bir yazar. Eserlerinde insanı, doğayı, dünyayı öyle güzel anlatıyor ki okurken o dünyaya dalıp gitmemek mümkün değil.
Rozalya Ana, 10 öyküyü barındıran bir eser.
1.Rozalya Ana:
İkinci Dünya Savaşı’nda Kırım’dan Özbekistan’a sürülen Türklerin durumu Rozalya Ana karakteri üzerinden anlatılmış. Rozalya Ana, seneler sonra “memleket” bildiği Kırım’a dönmüş, burada kıt kanaat geçinmekte ve derme çatma da olsa kendine bir çatı kurmak için çabalamaktadır. Eşi ölmüş, kızı İncinar ise İstanbul’a üniversite okumaya gitmiştir. Arkadaşları Feride, Sakine ile pazara giden, akşam evinin önünde ateş yakıp herkese analık eden Rozalya; gençliğini geride bıraktığını üzüntüyle hisseder. Komşusu Şefika’nın oğlu Batur Can’a ve diğer komşulara cesaret vererek evleri yıkmaya gelen milislere direnmiştir. Batur Can’ın iltifatlarıyla kendini aynada güzel görmeye başlasa da gençlik yıllarını geride bıraktığını çabuk hatırlar. Nitekim “Yetişeceği bir şey değildi artık zaman... Gençliği ötede kalmıştı.” (Sayfa 3)
Göçe zorlanmış insanların trajedisi Rozalya Ana’nın ağzından şöyle verilir: “Bizi o kara vagonlara tıkıp sürdüklerinde ben beş yaşındaydım. Bir ayda vardık oralara. Yollarda ölen ölene Gülşah balam. Atardılar öleni hayvan yavrusu gibi yolun bir kıyısına. Taşıdığımız canın kıymeti işte bu kadardı... Sürgün sızılarımızı kalplerimizin derinlerinde sakladık. Zaman zaman çıkarıp onu, ağladık.”(S.7)
2.Bir Ağacın Dilinden:
Bu öyküde bir ağacın serüvenini ağacın kendisinden dinliyoruz. Eli mürekkep kokan fesli bir adamın, küçücük bir fidanken bulduğu bu ağaç, önce içine atıldığı ceketin cebinde unutuluyor. Hatırlanınca konağın bahçesine dikiliyor. Konağın üç güzel kızını ve hasta hanımını bize anlatıyor. Üç güzel