"Doğa insanın yaptıklarına destek vermekle mi yetiniyordu? İnsanın başlattığını mı tamamlıyordu? Doğa, insanın cimriliğini, kötülüğünü, eziyetlerini aynı kayıtsızlıkla izliyordu."
"O aynalarda, yani zihinlerde, tepede hep bulutların döndüğü, gölgelerin oluştuğu o tekinsiz havuzlarda rüyalar azimle sürüyordu; her martının, çiçeğin, ağacın, erkeğin, kadının ve beyaz yer kürenin ima ettiği ( üzerine gidilirse de hemen inkar ettiği) iyiliğin mutlak galip geleceği, mutluluğun sürekli olacağı, düzenin sağlanacağına ilişkin garip işaretlere direnmek mümkün degildi...."
"Erdeminden alev alev yanan bir bakire gibi yalın ve aydınlık, saflığıyla her şeye tepeden bakan ve tek bir yaprağın kıpırdamadığı Bahar, gözleri kocaman açık, uyanık ve seyredenlerin ne dediğine ya da ne düşündüğüne hiç mi hiç aldırmayan bir tavırla çimlere serilmişti."
"Ama gece dediginiz nedir ki? Kısa bir zaman dilimidir....Ancak geceye gece eklenir. Kış onları paketler halinde depolayıp parmaklarıyla hiç bıkmadan tek tek, eşit pay eder. Geceler uzar; koyulaşır. Bazıları parlak gezegenlerden, aydınlık satıhlardan uzak durur........"
"......Sevginin ya da zekanın, insanın o gizli odacıklarına sızmasını sağlayacak bir gücü olabilir miydi? İnsanın hayran olduğu kişiyle, bir kavanoza koyulan su gibi, bütünüyle iç içe geçip bir olmasını sağlayacak bir şey var mıydı? Beden ya da zihin, beynin girift koridorlarından ustalıkla girerek bunu başarabilir miydi? Ya da kalp?......"