İmanın hâli gerçekten şaşırtıcıdır! İnsan bir ömür boyunca inkâr ve sapkınlık içinde yaşar; sonra bir an gelir, iman her şeyi siler. Öylesine siler ki, sanki o yeni mümin hayatında hiç küfür tanımamış gibi olur.
Allah savaş istediğinde, O'nun seçtiği araçlar bizi hayrete düşürür! Bir delikanlı bir kralı helak eder! Su bir kavmi boğar! Deniz bir orduyu yok eder! Bir sivrisinek Nemrûd'u zelil eder! Yeryüzü Kârûn'u yutar! Yağmur zorbaları mağlup eder! Küçük kuşlar Ebrehe'yi ezer!
Bir kelime kâfidir. O, bir şeye "ol" demesiyle yaratır; olması emredilen olur. Bu güçlü olan, senin hüznünü helak etmeye kadirdir. Orduları dağıtan, umutsuzluğunu dağıtmaya kadirdir. Tağutu ve fil ordusunu geri çeviren, senin acını dindirmeye de kadirdir.
O hâlde, gücün yettiğince sebeplere sarıl.
Ama yakînini, yani kesin inancını, sebeplerin üzerine kurma.
Kılıçlar zaferi getirmez; ama savaşa silahsız girmek de akılsızlıktır.
Çalışmak rızkı vermez; ama çalışmayı terk etmek ahmaklıktır.
İlaç, kendi başına şifa vermez; ama o da Allah'ın emrettiği bir sebeptir.
Zafere erdiren Allah'tır.
Rızık veren Allah'tır.
Şifa veren de Allah'tır.
Ama bu dünya, sebepler diyarıdır; onları küçümseme, onlardan yüz çevirme.