Parmakları belli belirsiz tomurcukları okşadı. İncitmemeye çalışıyordu. "Başınızı okşayan yok diye mi açmadınız siz?” diye mırıldandı. Şefkatle baktı tomurcuklara Aynı saniyelerde gülün dikeni parmak ucuna battı ve irkilerek elini geri çekti. İşaretparmağının ucundan akmaya başlayan kana baktı. . "Belki de herkese battığınız içindir,
Ahuzar ise kocam an bir tebessümle baktı. Çok gizli bir sır verir gibi sessizce, "Ben de sizin gibiyim ," diye mırıldandı. "O yüzden bu dikenlerinizin can yakmak için değil, kendinizi korumak için olduğunun farkındayım , öyle güzelsiniz ki... Dikenleriniz olmasa anında koparırlar sizi... Değil mi?" Güller hafif rüzgârla salındı. Yeniden okşadı tomurcukları ama bu sefer hiçbir diken batmadı eline. “Size zarar vermeyeceğme inanadınız, değil mi?
Çok sonraları anlamıştım gerçeği. Her insan kendi zihninin içinde süzerdi acılarını. Ruhuna dokunacak olan acıyı böyle seçerdi. Onun süzgecinin elekleri büyüktü belki de. Benimkiler ise küçücüktü. O bir yılda toparlanmıştı, ben ise üç. Buna da toparlanmak denirse tabii. Kesinlikle suç elekteydi. Bende değil.
“O zaman ben neden buradayım?” Dikleşti Hayri Albay. “Bu görev için bize kaybedecek hiçbir şeyi olmayan bir adam lazım, Tönge.” Kalın, beyaz kaşları gözlerini gölgeledi. “Karakurt’un artık kaybedecek çok şeyi var. Zaafları var.” Çenesini Timur’a doğru dikti. “Senin var mı?” Sessiz kaldı. Yoktu. Timur’un uzun bir süredir canından başka kaybedecek hiçbir şeyi yoktu. Ve Hayri Albay haklıydı. Murathan evlenmişti. Üstelik eşi hamileydi. Artık bir ailesi vardı. Aile, en büyük zaaftı.