Hepimiz birbirimizin çok fazla yanını öldürdük. Hem kendi içimde hem de dünyanın dört bir yanındaki diğer insanların içinde " Yeter ! Çocukların kurşunlar, bombalar, açlık ya da önlenebilir hastalıklar yüzünden öldüğünü görmekten yorulduk. Bu bereketli gezegende ortaya çıkardığımız pis kokulardan bıktık ve bu konuda hiçbir şey yapmamaktan yorulduk." Diye haykıran bir ses olduğunu hissediyorum. Pek çok insanın hissettiği ıstırap, daha önce sessizliği tercih eden pek çok yerde yavaş yavaş ses buluyor.
Bugün dünyada on binlerce değilse bile binlerce insan öylesine fanatik ve nefret dolu ki bombaları patlatmak ya da dünyada yaşamın sonunu getirecek zehirleri salmak için fırsat kolluyor olabilir...bunun çözümlerinden biri , kitlesel imhayı mümkün kılan araçları ortadan kaldırmaktır. Bir diğeri ise insan doğasını değiştirmektir. İlkini başarmak için muhtemelen önce ikincisini başarmak zorundasınız . Bu yüzden ikisinde gerçekleşmeyecek...
Gezegenin Kaynar Bir kazanın içine atmadan geçirdiğimiz her gün, hepimiz durup bir "Ohh" çekmeli ve ardından bu dünyada ki yaşama şeklimizi değiştirmek için planlar yapmalıyız. Varlığımızın devamlılığını hafife almayı bırakmalı, kendimize rağmen hayatta kaldığımızı fark etmeliyiz...
Yıllardır her sabah ve her akşam kendimizi yok etmek üzere programlandık . Su uyur düşman uyumaz. İtaatkar bir biçimde emir bekler . Şimdiye kadar bu emri bastıran şey, küçük bir insan topluluğunun disiplinidir. Hayatlarımız, dünya üzerindeki tüm yaşamlar, sayısı giderek azalan bu insanların bilgeliğine ve itidaline bağlıdır. Onlara ne kadar güveniyorsunuz?
Kalıcı bir barış sağlayacağına inanmak saflık mı? Bu imkansız mı? Elbette saflık ama hayır, imkansız değil. Yaşadığımız diğer mucizelerden daha imkansız değil...