Aidiyetsizlik hissinin içinize işlediği bir roman Sessizliğe Hayranlık.
İsimsiz anlatıcımız ne kadar kaçarsa kaçsın kendinden kaçamayacağını geç de olsa anlamaya başladı. Bu dünyada yaşayıp bu dünyaya ait olmayanlarımız var. Gidemezler de kalamazlar da. Mutsuzluklukları sadece onları değil onların hayatındaki herkesi etkiler. İsimsiz anlatıcımızın mutsuzluğu da yayılan türden. Dönemin siyasetinin verdiği huzursuzlukla ülkesinden başka bir ülkeye giden anlatıcımız ne kendinden ne de huzursuzluklarından yıllar boyu kurtulamıyor. Belki başladığımız yere dönersek mutluluğu yakalarız mantığı ile memleketine dönmeye karar verir, memlekete o zamandan bu zamana daha huzursuz daha mutsuz daha kimsesiz gelmiştir ona. Anlar ki mekan değil insan huzursuzdur. Yazar bu huzursuzluğu o kadar gerçekçi bir şekilde aktarıyor ki kahraman kadar biz de huzursuz, aidiyetsiz hissediyoruz. Mersault’tan beri içimize işlenen yabancılaşma Sessizliğe Hayranlık’ta isimsiz kahramanımızda hüküm sürmeye devam ediyor. Yaşadığı ve yaşattığı terkedilişlere rağmen hala ne bir yere gidebiliyor ne de bir yerlerden gidebiliyor.