Serinin ilk kitabına dair hislerim çok garipti. Yazım dilini sevmiştim, konusunu anlatımını, karakterlerini, diyologlarını... Kitaba dair her şeyi sevmiştim, sevmediğim tek bir nokta bile yoktu. Ama nedenini anlayamadığım bi şekilde kitap içime sinmiyordu.
İlk kitabı okuyalı baya zaman oldu ve arada dönüp kitabı düşündüğümde bi şeylerden dolayı tam olarak kitabı sevemediğimi fark ettim. Tek sorun o şeyin ne olduğunu bilmemem.
Belki de bana fazla hafif bir kitap kaldı bilmiyorum. Ama ilk kitapta bir şey kitabı sevmeme engel oldu.
Bu kitaba da aynı şeyleri hissedeceğimi bilerek başladım. Ve haklı çıktım da. Çünkü yine o adını koyamadığım his; karakterleri, olayları, anlatımı aşırı beğenmeme rağmen kitaba olan sevgimi yok ediyordu.
Ta ki son yüz sayfaya kadar. Neyin değiştiğini inanın bilmiyorum ama kitap son yüz sayfada öyle bi içine çekti ki.
Kitabın üçte ikisini bir ayda kalanını ise bir gecede okudum.
Sonu mükemmel bitti. Yani kitap full sirenleri ve Alosa'nın siren güçlerini geliştirmesini/keşfetmesini anlatsaydı bayılacağıma eminim.
Seriyi genel olarak sevdim. Ama ikinci kitabı daha çok sevdim. Yani ilk kitabı hiç okumasaydım çok bi şey kaybeder miydim diye düşünmedin değil.
Kaptanın ve tayfaların sadece kadınlardan oluşması (bir kaç erkek vardı sadece) çok hoşuma gitti. Ana erkek karakteri ve ana kız karakter çok sevdim. Karakter olarak da aralarındaki ilişki olarak da hoşuma gitti.
Ama en çok hoşuma giden şey gerçekçi güçlü kadın karakter olmasıydı. Şu ana kadar okuduğum "güçlü" kadın karakterlerin hepsi olağan üstü güçlü, hiç bir şekilde yenilmeyen, zayıf yönü olmayan karakterler oluyor. Ama bu karakterin zaafları vardı, kaybettiği savaşlar vardı. Bunlar birini güçsüz yapmaz.
Diğer kitaplardaki gibi gerçek olamayacak şekilde yenilmez biri değil. Gerçekten