İnsan düşüncesine ve benliğine doğru biçimde sahip çıkmadan özgür olamaz. Özgürleştiğinde düşünce ve yaşama alanı da genişliyor ve kendi sınırlarını koruma bilincine erişiyor.
Benim tanıdığım anneden çok başka bir kadın vardı o minicik defterde. Yazının insanı, onun dünyasını, acısını, sevgisini, kaygılarını yansıtma gücüyle ilk karşılaşmam budur.
Mutfaklarla ilgili başka bir saptamam daha var. Marshall yardımıyla 1950'li yıllarda tanıştık. Ortalık birden Amerikan süttozları ve peynirleriyle dolmuştu. Üç kiloluk kocaman teneke kutularla mutfaklarımıza, kursağımıza kadar giren Amerika, o günlerde bir hayaller ülkesiydi ve akıl almaz bir hayranlık ve aptallık yaratmıştı toplumda. - Tango kralı Celal İnce "Amerika, Amerika..." diye bir tango bile bestelemişti. -
Ben o peynir ve süttozu kutularının, nasıl ve neden bilmem, havadan yağdığını düşünüyordum. Milletçe, doya doya ve kapışarak o bedava koyu sarı peynirleri, süttozlarını tüketiyorduk. Halam süttozlarından her gün coşkuyla sütlü tatlılar, güllaçlar yapıyor, peynirler sofraya tabaklar dolusu geliyordu. Yıllar sürdü bu, okullarda süt saatleri yapılır oldu. Benim kuşağım bu kutularla, twist, hulahop, naylon gömlek, çorap ve başka Amerikan özentileriyle büyüdü. Bir de Kore Savaşı'na gidip gelenler vardı. Babası aşçı olarak Kore'de bulunmuş bir arkadaşımın evinde ilk sesalıcıyı görmüş, şaşkınlıktan donakalmıştım.