Çok iyi bir distopya örneği olduğunu düşünüyorum. Genel olarak önerilen distopya klasikleri arasına girebilecek ve kült olabilecek bir roman diyebiliriz. Hatta biraz daha bu düşünceyi arttırarak, dizisinin bile yapılabileceğini ve ilgi çekici bir kurgu olacağı aşikar. Eserde, ABD toplumu din üzerinden yönetilmektedir ve cezalar sadece hapishanede karşılık bulmuyor, insan bedenine enjekte edilen bir virüs ile suçluları renklere mahkum ediyor. Her rengin bir kategorisi var ve bazı ileri suçların renkleri ömür boyu bedenden silinmemekte. İnsana başta en azılı suçlar için mantıklı bir ceza yöntemi gibi gelse de romanda bütün mahkumların aynı şekilde yargılanması, din üzerinden baskı ile bu suçların tek taraflı olarak incelenmesi, işi biraz daha çetrefilli hale getirmektedir. Ana karakterimiz bu duruma örnektir. Kendisi kırmızı renkli yani en tehlikeli mahkum kategorisindedir ve suçu ise kürtajdır.
Eserde yasaklı bazı kelimeler mevcut; feminizm, eşitlik, laiklik, sosyalizm gibi. Bu kelimeler din dışı olarak görülüyor ki Simone örneğinde bu gayet güzel şekilde yansıtılmıştır. Baskı çok fazla mevcut ve bu baskı ile insanlar tek kalıptan çıkma ve iki cinsiyete ayrılan birer makine gibi yetişiyorlar. Sebep ve detayları ne olursa olsun, aynı sonuçla yargılanmaları, cinsiyet rollerinin bariz şekilde belirli olup kadınları ve kız çocuklarının benzer tarzda giyinmesi, el işi yapması, belirli standart görev ve yetişme tarzlarının olması, erkeklerin de yine sorumluluk ve görevlerinin aynı rol kalıbı üzerinden ilerlemesi, toplumsal baskının ileri seviyede görülmesine örnek olarak verilebilir. Ahlak yasaları üzerinden farklı olanı, düşüneni ötekileştirme ve dışlama mevcut. Özetle; tek tip düşünen, tek tip giyinen, tek tip rollere sahip olan, sıradan ve nizamlı bir zorlu toplum