Toplumun aynası olmayı hedefleyen bireyler, salt yük olabilecek bir sorumluluğu farkında olmadan üzerlerine sırtlarlar. Erdemlilik özde başlarken bireyin kendini bilmesi bile, toplum için yeterli bir yarar kanalı olarak görülebilir.
Genç yazarlar da ödüllere bel bağlamasınlar. Kendilerine ve yazdıklarına güvenmeliler, jürilere değil. En büyük ödül okurun sevgisini, ilgisini kazanmaktır. Zor da olsa bunu başarmaya uğraşsınlar.
Bir ömür boyu karın doyurmak için yapılan çırpınmalara hayat diyorlar bu ülkede. Oysa hayat, karın doyduktan sonra yaşanılan doğru, haklı, temiz zevklerdir. Bir işçi ya da memur sekiz saat çalıştıktan sonra, bir de gece işi bulup çalışırsa buna hayat değil işkence denir. Adam yirmi beş otuz yıl çalışmış emekli olmuştur. Ama yine de çalışmak zorundadır. Özel bir yerde iş bulur. Zorunludur buna. Peki nedir bu? Yaşamak mıdır? Ancak öldükten sonra dinlenebilenlerin çoğunluk olduğu bir ülkeye nasıl cennet dersiniz siz?