Yaşamak,tabiatın en küçük kımıldanışlarını sezerek,hayatın sarsılmaz bir mantık ile akıp gidişini seyrederek yaşamak;herkesten daha çok,daha kuvvetli yaşadığını,bir âna bir ömür kadar çok hayat doldurduğunu bilerek yaşamak...Ve bilhassa bütün bunları anlatacak bir insanın mevcut olduğunu düşünerek,onu bekleyerek yaşamak...
Bir ruh,ancak bir benzerini bulduğu zaman ve bize,bizim aklımıza,hesaplarımıza danışmaya lüzum bile görmeden meydana çıkıyordu...Biz ancak o zaman sahiden yaşamaya,-ruhumuzla yaşamaya-başlıyorduk.O zaman bütün tereddütler,hicaplar bir tarafa bırakılıyor,ruhlar birbirleriyle kucaklaşmak için her şeyi çiğneyerek birbirine koşuyordu.
İnsanlara kendinden hiçbir şey bırakmak istemeyen ve yalnızlığını,ölüme giderken bile beraber alan bu adama karşı içimde nihayetsiz bir merhamet ve onun mukadderatına karşı içimde nihayetsiz bir alaka uyandı.
Gerçi etrafları tarafından anlaşılmayan,haklarında daima yanlış hükümler verilen insanların zamanla bu yalnızlıklarından bir gurur ve acı bir zevk duymaya başladıklarını biliyordum,fakat hiçbir zaman etrafın bu hareketini haklı bulacaklarını tasavvur edemiyordum.