Zece

Zece
@Gecemece
20-21 Ocak gecesinin sırrını kutsal bir şey gibi bedenimde taşıyarak sokaklarda yürüyordum. Dehşetin mi yoksa güzelliğin mi sınırlarına gidip döndüğümü bilmiyordum. Gurur duyuyordum. Muhtemelen gemiciler, uyuşturucu bağımlıları ve hırsızlara has, başkalarının asla göze alamayacağı kadar ileri gidenlerin gururunu taşıyordum. Bana bu hikâyeyi yazdıran da muhtemelen yine bu gurur.
Sessizce ağlıyoruz. Adı olmayan bir sahne bu, aynı anda hem ölüm hem hayat. Bir kurban sahnesi.
Böyle bir anlatı kızgınlık veya tiksinti uyandırabilir, münasebetsizlikle suçlanabilir. Her ne olursa olsun, bir şeyi yaşamış olmak, kişiye onu yazmak için ebediyen geçerli bir hak verir. Yüksek hakikat, düşük hakikat diye bir şey yoktur. Ve eğer bu deneyimle kurduğum ilişkinin izini sonuna kadar sürmezsem, kadınların gerçekliğinin karartılmasına katkıda bulunmuş, yeryüzündeki erkek egemenliğinin safında yer almış olurum.
Ve her zaman olduğu gibi, kürtajın yanlış olduğu için mi yasak, yoksa yasak olduğu için mi yanlış olduğunu belirlemek imkânsızdı. İnsanlar yasalara göre yargılanıyor, ama yasalar yargılanmıyordu.
Sœur Sourire de ölü ya da diri, gerçek ya da değil, bütün farklılıklara rağmen kendime yakın hissettiğim, ama hiç karşılaşmadığım kadınlardan. Bu kadınlar içim de görünmez bir zincir oluşturuyor; sanatçılar, yazarlar, roman kahramanları ve çocukluğumdaki kadınların hepsi aynı gemide. Kendi tarihimin onlarda saklı olduğunu hissediyorum.