Yakında bu istediğim de solup gidecekti, düşüncelere dalıyordum; tıpkı susuzluktan dili damağı kuruyan otlar gibi ağır ve isteksizdim, nemli sis bulutlarıyla kaplı, yağmurusuz bir ormanın bunlatıcı düşü gibiydim adeta.
Güvercin daldığı düşten uyandı. Ölümle ve yıkımla kuşatılmıştı; nasıl ki bir zamanlar sular altında kalmıştı dünya, şimdi de üzerinde ateşten duvarlar yükseliyordu.
Yalnızlığı ve dostluğu sorguladığım bir kitap oldu. Kurulan hayaller ne kadar gerçek olmayacağını bilse bile bir süre sonra kendinin inanması, beni çok etkiledi. Kitabın sonunda kaç yıl önce okuduğumu bile hatırlamadığım için tekrar okudum ve iyi ki okumuşum dedim. Çünkü kitabın sonunu resmen yanlış şekilde aklımda kalmış. Beynim kitabın sonu böyle bitmemesi gerektiğini ve bu şekilde bitmesi gerekiyor diye kendi sahnesini yazdı. Kitabı ilk okuduğum zamanda ve şu anda son sahneye kadar okuduğum her sayfada aralarındaki dostluk ilişkisinin kardeşliğe geçtiğini düşünmüştüm meğerse öyle değilmiş. Bu kitap arkadaşlığa olan bakış açımı değiştirdi çünkü 16 yaşımda okuduğumda kitap, arkadaşlık üzerine fikirlerinin oluşmasına yardımcı olmuştu. Şu anda düşüncelerim tamamen değişti. Bu sayede bir kitabı belli bir süre sonra (ne kadar süre olacağı bilinmez) tekrar okunması gerektiğini anladım.