Yalnız teklifimi redde karar verdiği takdirde, "hayır" kelimesini ağzından çıkarmak için hiç tereddüt etmemesi lazım geldiğini ve beni incitmek korkusuyla menfi cevabını bana ansızın vermekten çekinerek bazı klasik inceliklere müracaat edecek olursa, bundan daha çok müteessir olacağımı anlattım. Fikir adamları arasında alelade burjuva inceliklerinin yeri olmadığını ve böyle hayati meselelerde kısa ve açık sözlerle konuşulmak icap ettiğini o da pek iyi biliyordu, söz verdi. Beni incitmek korkusunun kendisi için biraz da çirkin bir gurur olacağını bilmem ki anlamış mıydı? Zira böyle bir korku, onun kendisine verdiği ehemmiyetin ve en fena hodbinliğin sahte bir âlicenaplık kisvesi altında meydana çıkması demekti.
Gözlerim yatağın soğuk beyazında. Kımıldamıyorum. Kulaklarım çınlıyor. "O vakit bana öyle gelir ki yeryüzünde yapayalnızım, meçhul şeyler, belirsiz tehlikelerle çevrili, müthiş surette yalnız." Şimdi böyle bu. Gecenin sükûtundan umulmayacak sesler icat ediyorum. Uzaklarda bir haykırış benim ismimi çağırıyor gibi.
Hayattan aldığımız her zevki ona muadil bir ızdırapla ödediğimizi bildiğim için, hiçbir şeyden yüzde yüz saadet ümit etmiyor ve yüzde yüz felaketten korkmuyordum.
Her Prag'lı Kafka'yı bilir. Mezarlık kapısındaki bekçiler bile. Ve İstanbul'da Beyoğlu'nda oturur, yer yer Prag'ı andıran Galata semtinde gene Franz Kafka'yı düşünürsünüz. Birlikte yaşadığınız birçok insandan daha çok düşünürsünüz...